30s hiçbir arkadaşlar

Diyanete ve kurana harcanan paralar (Çok detaylı)

2020.11.17 23:05 SBDDSB Diyanete ve kurana harcanan paralar (Çok detaylı)

YAZIYI OKUMADAN ÖNCE #1 YAZIYI OKUYUN
Hadi şimdi bu akçomarlara biraz daha ofanasif yaklaşalım ve yıllık diyanet giderlerine bakalım.
Yine doğruluğunu kesin olarak belirleyemediğim bir site üzerinden yaptığım araştırmaya göre, diyanetin bu yılki (2020) bütçesi 12 milyar Türk Lirası olmuş ve birazdan aşağıya linkini bırakacağım sitede de 2006-2020 yılları arasında diyanete ayrılan bütçeye bakacaksınız. Ortalama her sene 7 milyar Türk lirası bile olsa bu 14 sene içerisinde hiçbir içe yaramayan diyanet vakfına 98 milyar Türk Lirası harcamışız.
Kaynak : Diyanet Bütçeleri Yıllara Göre
Hadi sayılarla biraz daha oynayalım.
98.000.000.000 ÷ 650.000.000 = Neredeyse 151 cevabına ulaşıyoruz (150.76923076923) bu 151 neyin nesi diye sorarsanız 2006-2020 aralığında toplam diyanetin bütçesiyle bu güne kadar yapılan ve yazar! bahadıroğlunun yazısı referans alınarak bir takım işlemler sonucu bulunan Atatürk heykelleri vs için harcanan paranın oranı.
Kısa özetle 1926dan beri Atatürk için harcanan paranın 151 katını son 14 sene içerisinde daha ortaya bir eser bir fayda bir tane iyi birşey koymayan bir kurum için harcadık. Bu konuda kimse bişey demezken herkes sırf Atatürk'e dil uzatmak için uzatıyor. Atatürk heykellerine sırf saldırabilmek için Atatürke sırf çamur atabilmek için. İnandıkları arabın dinine öyle körü körüne bağlanmışlar ki Atatürk'ü yok etmeye çalışıyorlar sadece ama biz yeni nesil biz yeni Atatürkçü nesil buna asla izin vermeyeceğiz. Atatürkün ilke ve inklaplarını ana hedefimiz olarak alıp bu sarıklı sakallı arap bozmalarının kıçına bir tekme vurup hepsini ar*bistana süreceğiz.
Şimdi biraz daha ofanasif olalım ne dersiniz? O zaman geçelim bakalım ne kadar tutacak bu paralar. Kuran-ı Kerim 604 sayfadan oluşuyor ortalama kağıt ağırlığı 100gr evet yanlış duymadınız 100 gr. Bu 100gr kağıt yaklaşık olarak eciyle cücüyle 650 sayfa gibi bir sayıya tekabül ediyor bu ne demek derseniz 604 sayfa normal kuran bi de içinde bazı sayfalarla birlikte ortalama olarak 650 sayfa yapıyor. Hadi biraz daha derine inelim. 200.000 sayfa kağıt için ortalama olarak 20 ağaç kesilmesi gerekiyor. Yıllık kuran basım sayısına erişemesem de 2010 yılı için diyanet başkanının açıklamasında böyle bir söyleme denk geldim ve bunu da yazayım dedim.
"2010 yılında ise Kur'an-ı Kerim âdetinde bir patlama olduğunu ifade eden Demirhan, şöyle devam etti: "Şu anda yıl sonu olmamasına rağmen, 3 milyonu geçmiştir. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Birinci sebebi, Kur'an-ı Kerim'in yeryüzüne inişinin bin 400. yılı dolayısıyla olabilir. 2010 yılında gerek bilgisayar ortamında gerekse renkli Kur'an-ı Kerimleri incelediğimiz için de bu rakam yükselmiş olabilir." "
Kaynak : 2010 Yılı Kuran Satış Sayısı
Şimdi yıllık olarak 1m kuran basıldığını saysak ki bu daha fazladır diye tahmin ediyorum. Her sene 650 milyon sayfa ama her sene ne üdüğü belirsiz bir arap el yazmasına gidiyor. Bu sayıyı da bilerek alttan alıyorum. Her sene kafa hesabıyla bile 65000 adet ağaç bu işe harcanıyor. Yine aşağıya yazalım işlemimizi merak eden arkadaşlar tekrardan kontrol etsin.
1.000.000 × 650 = 650.000.000
650.000.000 ÷ 200.000 = 3.250 × 20 = 65000
Kesin bir bilgim olmasa da 72 ağaçtan sonrası orman diye hitap ediliyor ve her sene her sene her sene her sene bu kuran-ı kerim kitabı için 65000 adet ağaç kesiliyor. Hadi bu 650m kağıdın da fiyatına bakalım yine sayılarla oynuyoruz.
Hadi yine biraz daha ütopik düşüneceğiz sanki bunu biz bastırıyormuşuz gibi, araştırmalarım sonucu en ucuz bulabildiğim 80gr 500lü a4 fotokopiyi 30tl gibi bir fiyata buldum.
Satınalmak istenenler için link:
A4 80g Alış-Veriş Linki
Hadi 200.000 sayfa a4 ne kadar yapar diye bir düşünelim ve bir sonuca varalım ardından da işlemlerimizi devam ettirelim.
200.000 ÷ 500 = 400
400 × 30 = 12.000 Türk Lirası sadece 200.000 sayfaya gitti.
12.000 × 3250 = 39.000.000 Türk Lirası.
Bu indirgenmiş bir sayıydı unutmayalım arkadaşlar bu sayının 3 katını sadece 2010 yılında kuran-ı kerim kitabını basmak için harcamışız zaten.
Benim burda amacım bir dini kötülemek vs değil ama bir ülkenin kurtarıcısını anmak için toplasan yarım milyar Türk Lirası bile harcamamışken gidipte ne üdüğü belirsiz bir arap dini için akla hayale sığmayacak paralar ayrılması ve en önemlisi bunun senin benim cebimden ayrılması çok zoruma gidiyor. Bir de üstüne üstlük bu ülkeyi kurtaran adama hakaretler edip o adama tapıyorsunuz onu ilah edinmişsiniz diyip de üzerine böyle paraları böyle önemli paraları bir hayal ürününe harcamak... Bişey demek istemiyorum kimseyi kırmak istemiyorum ben tanrı inancı olan birisi değilim ama eğer tanrı varsa ve geçerli din sizinkiyse ben size hakkımı helal etmiyorum. Çünkü Hz. Muhammed'in bir sözü vardır muhtemelen siz ilk defa duyacaksınız hadis diye de geçer bu.
"Evet, akan bir nehrin kenarında bile olsan, normal bir miktarın üzerinde su kullanman israf olur.”
Diye bir hadis yazmışsınız hatta ve hatta bu kuranda bile geçiyor yıllık milyon tane basıp birinizin de anlaya bile okumadığınız o kitapta.
“Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.” Ahzab suresi, 21.
Siz bu örnek aldığınız! yolunda pervane olduğunuz! allahın ve Muhammed'in öğretilerini öğütlerini hiç daha önce duydunuz mu sayın israfçılar? Eğer böyle bir şey gerçekten varsa siz emin olun ben ateist olan benden bile daha alt cehennem katlarında yanacaksınız.
submitted by SBDDSB to AteistTurk [link] [comments]


2020.11.16 10:53 yuzenpipi ÇOK DERİN BİLGİLENDİRME YAZISI #2 :DİYANETE VE KURANA HARCANAN PARALAR

YAZIYI OKUMADAN ÖNCE #1 YAZIYI OKUYUN
Hadi şimdi bu akçomarlara biraz daha ofanasif yaklaşalım ve yıllık diyanet giderlerine bakalım.
Yine doğruluğunu kesin olarak belirleyemediğim bir site üzerinden yaptığım araştırmaya göre, diyanetin bu yılki (2020) bütçesi 12 milyar Türk Lirası olmuş ve birazdan aşağıya linkini bırakacağım sitede de 2006-2020 yılları arasında diyanete ayrılan bütçeye bakacaksınız. Ortalama her sene 7 milyar Türk lirası bile olsa bu 14 sene içerisinde hiçbir içe yaramayan diyanet vakfına 98 milyar Türk Lirası harcamışız.
Kaynak : Diyanet Bütçeleri Yıllara Göre
Hadi sayılarla biraz daha oynayalım.
98.000.000.000 ÷ 650.000.000 = Neredeyse 151 cevabına ulaşıyoruz (150.76923076923) bu 151 neyin nesi diye sorarsanız 2006-2020 aralığında toplam diyanetin bütçesiyle bu güne kadar yapılan ve yazar! bahadıroğlunun yazısı referans alınarak bir takım işlemler sonucu bulunan Atatürk heykelleri vs için harcanan paranın oranı.
Kısa özetle 1926dan beri Atatürk için harcanan paranın 151 katını son 14 sene içerisinde daha ortaya bir eser bir fayda bir tane iyi birşey koymayan bir kurum için harcadık. Bu konuda kimse bişey demezken herkes sırf Atatürk'e dil uzatmak için uzatıyor. Atatürk heykellerine sırf saldırabilmek için Atatürke sırf çamur atabilmek için. İnandıkları arabın dinine öyle körü körüne bağlanmışlar ki Atatürk'ü yok etmeye çalışıyorlar sadece ama biz yeni nesil biz yeni Atatürkçü nesil buna asla izin vermeyeceğiz. Atatürkün ilke ve inklaplarını ana hedefimiz olarak alıp bu sarıklı sakallı arap bozmalarının kıçına bir tekme vurup hepsini ar*bistana süreceğiz.
Şimdi biraz daha ofanasif olalım ne dersiniz? O zaman geçelim bakalım ne kadar tutacak bu paralar. Kuran-ı Kerim 604 sayfadan oluşuyor ortalama kağıt ağırlığı 100gr evet yanlış duymadınız 100 gr. Bu 100gr kağıt yaklaşık olarak eciyle cücüyle 650 sayfa gibi bir sayıya tekabül ediyor bu ne demek derseniz 604 sayfa normal kuran bi de içinde bazı sayfalarla birlikte ortalama olarak 650 sayfa yapıyor. Hadi biraz daha derine inelim. 200.000 sayfa kağıt için ortalama olarak 20 ağaç kesilmesi gerekiyor. Yıllık kuran basım sayısına erişemesem de 2010 yılı için diyanet başkanının açıklamasında böyle bir söyleme denk geldim ve bunu da yazayım dedim.
"2010 yılında ise Kur'an-ı Kerim âdetinde bir patlama olduğunu ifade eden Demirhan, şöyle devam etti: "Şu anda yıl sonu olmamasına rağmen, 3 milyonu geçmiştir. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Birinci sebebi, Kur'an-ı Kerim'in yeryüzüne inişinin bin 400. yılı dolayısıyla olabilir. 2010 yılında gerek bilgisayar ortamında gerekse renkli Kur'an-ı Kerimleri incelediğimiz için de bu rakam yükselmiş olabilir." "
Kaynak : 2010 Yılı Kuran Satış Sayısı
Şimdi yıllık olarak 1m kuran basıldığını saysak ki bu daha fazladır diye tahmin ediyorum. Her sene 650 milyon sayfa ama her sene ne üdüğü belirsiz bir arap el yazmasına gidiyor. Bu sayıyı da bilerek alttan alıyorum. Her sene kafa hesabıyla bile 65000 adet ağaç bu işe harcanıyor. Yine aşağıya yazalım işlemimizi merak eden arkadaşlar tekrardan kontrol etsin.
1.000.000 × 650 = 650.000.000
650.000.000 ÷ 200.000 = 3.250 × 20 = 65000
Kesin bir bilgim olmasa da 72 ağaçtan sonrası orman diye hitap ediliyor ve her sene her sene her sene her sene bu kuran-ı kerim kitabı için 65000 adet ağaç kesiliyor. Hadi bu 650m kağıdın da fiyatına bakalım yine sayılarla oynuyoruz.
Hadi yine biraz daha ütopik düşüneceğiz sanki bunu biz bastırıyormuşuz gibi, araştırmalarım sonucu en ucuz bulabildiğim 80gr 500lü a4 fotokopiyi 30tl gibi bir fiyata buldum.
Satınalmak istenenler için link:
A4 80g Alış-Veriş Linki
Hadi 200.000 sayfa a4 ne kadar yapar diye bir düşünelim ve bir sonuca varalım ardından da işlemlerimizi devam ettirelim.
200.000 ÷ 500 = 400
400 × 30 = 12.000 Türk Lirası sadece 200.000 sayfaya gitti.
12.000 × 3250 = 39.000.000 Türk Lirası.
Bu indirgenmiş bir sayıydı unutmayalım arkadaşlar bu sayının 3 katını sadece 2010 yılında kuran-ı kerim kitabını basmak için harcamışız zaten.
Benim burda amacım bir dini kötülemek vs değil ama bir ülkenin kurtarıcısını anmak için toplasan yarım milyar Türk Lirası bile harcamamışken gidipte ne üdüğü belirsiz bir arap dini için akla hayale sığmayacak paralar ayrılması ve en önemlisi bunun senin benim cebimden ayrılması çok zoruma gidiyor. Bir de üstüne üstlük bu ülkeyi kurtaran adama hakaretler edip o adama tapıyorsunuz onu ilah edinmişsiniz diyip de üzerine böyle paraları böyle önemli paraları bir hayal ürününe harcamak... Bişey demek istemiyorum kimseyi kırmak istemiyorum ben tanrı inancı olan birisi değilim ama eğer tanrı varsa ve geçerli din sizinkiyse ben size hakkımı helal etmiyorum. Çünkü Hz. Muhammed'in bir sözü vardır muhtemelen siz ilk defa duyacaksınız hadis diye de geçer bu.
"Evet, akan bir nehrin kenarında bile olsan, normal bir miktarın üzerinde su kullanman israf olur.”
Diye bir hadis yazmışsınız hatta ve hatta bu kuranda bile geçiyor yıllık milyon tane basıp birinizin de anlaya bile okumadığınız o kitapta.
“Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.” Ahzab suresi, 21.
Siz bu örnek aldığınız! yolunda pervane olduğunuz! allahın ve Muhammed'in öğretilerini öğütlerini hiç daha önce duydunuz mu sayın israfçılar? Eğer böyle bir şey gerçekten varsa siz emin olun ben ateist olan benden bile daha alt cehennem katlarında yanacaksınız.
submitted by yuzenpipi to yazarturk [link] [comments]


2020.11.11 22:17 The_Comar İstanbul Seçimini Canan Kaftancıoğlu Kazandırdı Algısı

Bir süredir yazmak istediğim birkaç konu vardı. İstanbul seçimlerini Canan Kaftancıoğlu kazandırdı algısıda bunlardan biri. Bu konu özellikle Canan Kaftancıoğlunu ve onun Türk karşıtlığını veya daha uca giderseniz terör sempatizanlığını eleştirmeye kalkıştığınızda karşınıza çıkıyor. Ne zaman bu kadını bu konularda eleştirmeye kalksanız ya " Ama bak AKP'de bunu yaptı. " yada " AKP'den İstanbulu aldığı için onunla uğraşmak istiyorlar. " yada daha da saçmalayıp " Sırf kadın olduğu için onu indirmeye çalışıyorlar. " şeklinde savunuluyor.
Yazıma devam etmeden önce belirteyim deden beri CHP'li diyebileceğiniz biriyim. Sadece son bir kaç senedir İYİ Partiye oy veriyorum. İstanbul Seçimlerinin ikisinde de Ekrem İmamoğluna verdim ve hem bu iki seçimde hemde daha önceki seçimlerde CHP adına çeşitli görevlerde yer aldım.(sandık görevlisi, afiş asımı/dağıtımı, müşahitlik ...v.s) Ekrem İmamoğlunuda hala destekliyorum ve 2023'te aday olursa hem oy verir hemde seçimlerde onun lehine çalışırım. Ek olarak neredeyse 8 yıldır CHP üyesiyim. Bunu baştan belirtiyorum çünkü bu kadını ve Kemal Kılıçdaroğlunu ne zaman eleştirmeye kalksanız ya AK Trol olarak yada AKP'nin oyununa gelen Ulusalcı olarak yaftalanıyorsunuz. Ulusalcı olarak yaftalananlar ek olarak beğenmiyorsanız gidin başka partiye oy verin şeklinde partiden ve tartışmadan kovuluyor. AK Troll olduğuma inanan varsa mesaj geçmişime bakabilir.
İstanbul seçiminde Canan Kaftancıoğlunun pek bir etkisinin olmadığını açıklamadan önce belirtmem gereken bir kaç şey var.
İlk olarak kaynak olarak Vikipedi ve haber sitelerinin seçim sayfalarını kullandım. Her seçim için ayrı kaynak belirtmek benim için yorucu olacağından bu konuda belirttiğim rakamlardan şüphelenenler seçimin adını Vikipediye veya Google'a yazıp doğrulayabilir. Örneğin: İstanbul'da Mart 2019 Türkiye yerel seçimleri.
İkinci olarak rakamları belirtirken virgülden sonraki ilk iki basamağı yazıyorum. İkinciden sonraki basamakları yuvarladım. Örneğin: 13.489 > 13.49, 41.584 > 41.58
MHP oylarını dikkate alırken oyların 1/3'inin AKP'ye gitmediğini varsaydım. Bu bir çok anketçi ve seçim sonucu tarafından desteklenen bir varsayım. MHP seçmenin 1/3 MHP'ye oy verse bile herhangi bir AKP adayına oy vermiyor. Bu oran geçmiş seçimlerde bir miktar daha farklı olabilir. Burada şüphesi olan arkadaşlar İstanbul İl Meclisi sonuçlarında AKP ve destekçisi partilerin oylarını toplayıp Binali Yıldırımın aldığı oyla karşılaştırabilir. İl meclisinde AKP'ye oy atıp sonra Binaliye oy atmayan birinin olma olasılığı çok düşük olduğundan bu kaybın MHP'den geldiğini varsaymak mantıklı. Zaten en başta da belirttiğim gibi anketçilerde genelde bu yönde bir açıklama yapıyor.(bkz.Avrasya Anket) Örneğin 2018 Genel Seçimlerinde MV'lerde AKP + MHP = %53.66 iken Cumhurbaşkanlığı seçiminde %52.59.
Dördüncü olarak seçim sonuçlarını 2004 Yerel Seçimlerine kadar inceledim çünkü AKP ilk kez 2004 yılında İstanbul Belediyesini seçimle kazandı. Bilgileri girerken AKP - Muhalefet şeklinde AKP'nin ve geri kalan herkesin oylarını karşılaştırdım.
Son olarak 23 Haziranda tekrarlanan seçimleri dikkate almadım çünkü bu seçim partiler ve mevcut adaylar üstü bir seçimdi. Bir çeşit yerel referandum olduğu bile söylenebilir. 23 Haziran Seçimleri Binali Yıldırım - Ekrem İmamoğlu değil, Erdoğan - Erdoğan ve AKP'yi sevmeyenler şeklindeydi.

2004
AKP: %45.3
Muhalefet: %54.7
CHP: %28.92
SP: %5.40
DYP: %4.88
MHP: %4.90
SHP: %3.64
GP: %3.43
DSP: %1.37
ANAP: %1.23
ANAP'ın altındaki partilerin toplamı zar zor %1 olduğu için onları yazma gereği duymadım.

2009
AKP: %44.70
Muhalefet: %55.30
CHP: %37.00
MHP: %5.01
SP: %4.86
DTP: %4.5
DSP: %1.3
BBP: %1.14
BBP'nin altındaki partiler %1'in altına düştüğü için onları yazmadım.

2014 Belediye
AKP: %47.90
Muhalefet: %52.10
CHP: %40.00
HDP: %4.83
MHP: %3.97
SP: %1.44
SP'nin altındaki partileri oy oranları %1'in altına düştüğü için yazmadım.

2014 İl Meclisi
AKP: %45.05
Muhalefet: %54.95
CHP: %36.60
MHP: %7.47
HDP: %5.02
SP: %3.32
HDP: %2.01
BBP: %1.56
BBP'nin altındaki partileri oy oranları %1'in altına düştüğü için yazmadım.

2019 Belediye (31 Mart)
AKP: %48.6
Muhalefet: %51.4
CHP: %48.7
SP: %1.21
DSP: %0.36
BTP: %0.32
DP: %0.26
VATAN: %0.18
TKP: %0.12
Bu seçim önemli olduğu için parti olarak seçime giren herkesi yazdım. Bağımsız aday olarak girenlerin toplamı yaklaşık %0.25 civarında.

2019 İl Meclisi (31 Mart)
AKP: %45.58
*Kesin Muhalefet: %50.77
**Muhalefet: %54.42
CHP: %38.54
HDP: %4.01
İYİP: %3.47
SP: %2.63
MHP: %2.16
BBP: %1.17
DSP: %1.04
DP: %0.49
TKP: %0.34
BTP: %0.25
VATAN: %0.21
Bağımsız Adaylar: %0.11
Bu seçim önemli olduğu için parti olarak seçime giren herkesi yazdım.
* CHP, İYİ, HDP ve benzeri muhalefetten olduğu kesin olan partilerle Belediye Başkanı Seçiminde aday gösteren partilerin toplamı.
** AKP dışında, oy alan herkes.

Şimdi hesap kısmına geçelim:
Bu kısım sadece benim MHP'den oy geçişi var iddiamı kanıtlamak için. Bu konuda bir şüpheniz yoksa atlayabilirsiniz.
CHP'nin oylarını Belediye Başkanlığı için hesaplamaya çalışalım. %38.54 kendi tabanı var. %3.47 İYİP var. %4.01 HDP var. %46.02 yaptı. SP'nin İl Meclisi ve Belediye Başkanlığındaki oy oranları arasındaki fark %1.42. DSP'nin İl Meclisi ve Belediye Başkanlığındaki oy oranları arasındaki fark %0.68. TKP'nin İl Meclisi ve Belediye Başkanlığındaki oy oranları arasındaki fark %0.22. Diğer partileri saymadım çünkü onların kime oy verdiğinden %100 emin olmam mümkün değil. Toplam %48.34 sonucuna ulaşıyoruz. Yani seçimde alınandan %0.36 daha az.
AKP'nin oylarını Belediye Başkanlığı için hesaplamaya çalışalım. %45.58 kendi tabanı var. %1.17 BBP var. %2.16 MHP. Toplamı yaptığınızda çıkan sonuç %48.91. Yani seçimde aldıklarından %0.31 daha fazla almışlar. Buda benim en başta bahsettiğim MHP'nin 1/3 civarı bir kesiminin AKP'ye oy vermemesi sonucu yaşanıyor. BBP'den de %100 geçiş muhtemelen olmuyordur.
Yukarıda bahsi geçen partiler dışında kalan partilerin İl Meclisi Seçim Sonuçları - Belediye Meclisi Seçim Sonuçları verilerini hesapladığınızda: BTP -%0.07, VATAN %0.03, DP %0.23 ve Diğer -%0.14. Yani net olarak %0.05.
Ortaya çıkan sonuç şu MHP'den ve daha az olmakla birlikte muhtemelen BBP'den Ekrem İmamoğluna oy geçişi var.

Sonuç:
Attığım tüm seçim sonuçlarına baktığınızda ortaya çıkan tablo gayet basit. MHP ve BDP'nin %3.33'lük oyunun sadece %3.02'si AKP'ye gitmiş. Şu ana kadar yaptığım her şey şunu kanıtlamak yada daha uygun bir ifade ile desteklemek içindi. Peki bu ne demek?
Yıllara göre muhalefetin toplam oy potansiyeline baktığınızda muazzam bir değişimin olmadığı görülüyor. En yakın iki seçim olan 2019 ve 2014'ü karşılaştırdığınızda -%0.7 yani muhalafet %0.7 düşmüş. Tabi buradaki itiraz MHP'nin AKP'ye kayması şeklinde olacak. Yukarıda kanıtlamaya çalıştığım gibi MHP seçmeninin 1/3'ü partileri AKP'li adaya oy verin dese bile ona oy vermiyor. 2014 yılındaki MHP'den 1/3'ü düşüp hesabı yaptığımızda ise çıkan sonuç %2.08 oluyor. Başka bir değişle 2014 yılından 2019 yılına kadar muhalefetin AKP ve çevresinden koparabildiği oy oranı sadece ve sadece %2.08.
Bu %2.08'in içine genç nüfusun katılımına bağlı olarak her yıl AKP'nin %0.5-0.75 oy kaybetmesi, AKP - MHP yakınlaşması yüzünden İstanbulda MHP'den kopan seçmen, 2014 yılından 2019 yılına kadar yaşanan olaylar yüzünden AKP'nin yaşadığı oy kayıpları dahil. Hani eğer anket şirketleri bizi yanıltmıyorsa sadece genç nüfus yüzünden 5 yılda AKP'nin yaşadığı kayıp %2.5 - 3.75 olması lazım. Hadi biz alt limit olan %2.5'u alalım, 2.08 - 2.5. Geriye kalan %0.42 nereye gitti?
Hala inanmayan varsa 2014 yılında CHP + MHP + HDP oylarını toplayabilir. %48.8 yapıyor ve %1.44'lük bir SP'de duruyor. 2019 yılında SP seçmenin %60'ı Belediye Başkanlığı seçimlerinde CHP'ye oy verdi. Aynı oran o zamanda devam ediyorsa %49.73 yapar. CHP 2019'da ne almıştı? %48.7
Daha ilginç bir şey görmek istiyorsanız Yerel Seçimlerde oyların yıllara göre değişimini Kemal Kılıçdaroğlu öncesi ve sonrası şeklinde inceleyin. 2009'da oyları %44.70'e düşen AKP sonraki yıllarda nasıl başarılar elde etmişse oyunu yükseltmiş. İleride Kemal Kılıçdaroğlunun CHP'yi %25'lerin partisi olmaktan nasıl kurtardığıyla(!) ilgili bunun gibi bir yazı yazacağım.
Özet olarak Canan Kaftancıoğlu hiçbir şey yapmamış ve hiçbir şey başarmamıştır. Seçimi AKP karşıtlığı ve Ekrem İmamoğlunun hem kendisinin hemde ailesinin düzgün insanlar olması kazandırmıştır. Partinin içinden biri olarak önceki seçimlerden farklı bir şey var mı derseniz, söyleyebileceğim tek olumlu şey HDP'nin kendi sandık görevlilerini CHP'ye göndermesi ve CHP'nin kendi sandık görevlilerini yerleştirdikten sonra boşta kalanları İYİP adına yerleştirip bazı sandıklarda çift muhalafet görevlisi olmasını sağlamasıdır.

Edit: Bir yerde toplama hatası vardı.
submitted by The_Comar to Turkey [link] [comments]


2020.10.10 22:27 PilotSakirBey Türkiyedeki Terör Örgütleri'yle (PKK) Başa Çıkmak

(yorum yapacaksanız tamamını okuyun öyle yapın beyler)
(ayrıca konunun uzmanı değilim, bunlar sadece kişisel görüşlerimdir)
(düzeltme: Bu yazı yazanlar terörü %100 bitirir diye bir iddiam yok. Yanlış anlaşılma olmasın, sadece terörle mücadelede yapılabilecek birkaç şeyden bahsettim. Yoksa yazmadığım bazı etmenler olduğunun farkındayım.)
Öncelikle buradaki PKK hakkında yapılan yorumların kalitesi beni benden alıyor. "yAqaLıM Bu QüRt'leRi OglEm" tarzında yorum yapıyor millet. Lan cihangir orospusu değilim de be amın oğulları azınlık katliyle varmaya çalıştığınız nokta ne ? İşin zaten ahlaki ve etik boyutunu geçtik bu ülkeden Kürt'leri silin PKK gider başkası gelir. He bir de öldürdüğünüz milyonlarca insanla kalırsınız ve işin en kötü tarafı Avrupalı piçler "fUcKinG tUrks GEnoCiDe AgaIn" dediklerinde haklı olacaklar. Lan Kürtlerin yarısı terörü desteklese (ki kesinlikle çok daha azı destekliyor) bile bir şey farketmez. Adımız yüzyıllar boyunca silinmeyecek şekilde lekelenir. Şimdi zaten buradaki aklı başında arkadaşların (ki bu arkadaşlar çoğunluktadır) "Kürt öldürelim eheheuiehe" demeyeceğini biliyorum o yüzden hadi artık Türkiye'de terörün nasıl bitirilip bitirilmeyeceğini konuşalım.
 (TERÖR NASIL BİTİRİLMEZ) 
  1. Beyler artık hepimizin şunu anlaması gerekiyor. Dağlarda terörist avlamak bizi hiçbir yere ulaştırmaz. Her zaman görüyoruz " 4 Kahraman Askerimiz Şehit Oldu Ama 30 Terörist Etkisiz Hale Getirildi " tarzı haberleri. Peki ye size soruyorum, madem biz bu kadar terörist indiriyoruz yıllardır, neden bunlar halen bir problemin ? Çünkü PKK'nın boşalan kadroları hemen doluyor, yani köylerden şehirlerden Kürt'ler (ki genelde bunlar köyden giden 18 yaş altı bireyler hatta çocuklar oluyor) her gün dağlara çıkıyorlar. Yani anlayacağınız yılanın başını ezmek lazım. Ama bu ezme yöntemi öyle katliamla, soykırımla, ayırmayla veya asimile etmekle olmaz. Bunu daha sonra konuşacağız.
ek: Asker yollamayalım demiyorum. Asker yollamak tabii ki mecburiyetindeyiz ama demeye çalıştığım şey "sadece" askeri müdahalenin bir işe yaramayacağı.
(Beyler yanlış anlaşılma olmasın ben burada "Biz Kürtleri bu hale getirdik gibi birşeyden kastedmiyorum. Kürtlerinde suçu büyük. Ama çoğunluk olarak bazı sorumluluklarımızın farkında olmalıyız.)
  1. Beyler biliyorum burada Kürtlerle dalga geçmek eğlenceli oluyor (ben de Kürt geyiği yaparım en nihayetinde) ama bazen b o k u n u ç ı k a r t ı y o r s u n u z. Bokunu çıkartıyorsunuz. Hadi hep beraber söyleyelim " Biz-esprinin-bokunu-çıkartıyoruz " Bakın bunu dememin nedeni şu, siz bir insana bir özelliği üzerinden, kültürü üzerinden, ırkı üzerinden yani değiştirmeyeceğiniz bir özelliği üzerinden dışlarsanız, dalga geçerseniz (tabii ki bokunu çıkartırsanız, yoksa herkes şaka kaldirabilmeli belli bir düzeye kadar) dalga geçtiğin birey o özelliğibe daha çok bağlanır. Siz bir Kürt'ü veya Kürt ırkını durmadan aşağılarsanız, dalga geçerseniz amacınız kötü olmasa bile işin bokunu çıkarttığınız için bunlara maruz kalan Kürt, ırkına daha çok bağlanır. Mesela ben birkaç yıl önceye kadar insanların ırklarına pek takılmazdım. Yani zerre ilgilendirmezdi beni birinin ırkı. Fakat şu anda yıllar geçtikce bazı yabancılar benim Türk'lüğümü aşağılayıp beni asla yapmadığım (ve atalarımın da yapmadığı şeyler yüzünden) "barbar", "brainwashed", "yobaz" gibi şeyler demesi yüzünden ben ırkıma daha çok bağlanıyorum (belli bir yere kadar milliyetçilik iyidir ama bu iş kahvehane dayılığına kadar gider). Heleki Arap'ların ve Ermeni'lerin Türk'lere karşı tutumu yüzünden ben (özellikle Araplara karşı) içimde bir nefret besliyorum. Böyle olmaması lazım. Tamam Pelinsu olmayacağız tabii ama Suudi Arap denince kan şekerim düşmemesi, vücudumdaki bütün kaslar kasılmaması lazım. Yani gidip de milleti dışlayıp dalga geçmememiz lazım (daha doğrusu BOKUNU ÇIKARTMAMANIZ) amacımız Kürtlerin bizi sevmesini sağlamak olmalı ama millet nefret ettirmek için elinden geleni yapıyor.
    (TERÖR NASIL BİTİRİLİR)
  2. Başta dediğim gibi Kürtlerin dağa çıkmasını engellemek lazım. Ve şu anda terörist olan Kürtlerin neredeyse hepsi çocukluktan itibaren PKK'nın propagandasına bazen ailesi, bazen arkadaşları bazense sosyal medya yüzünden maruz kalabiliyor. Bu yüzden bizim Anadolu'nun her köyüne girmemiz lazım. Eğitim getirmemiz ve çocukları iyi gözetlememiz lazım. İnternet konusunda da zaten PKK propagandası olabildiğince engellenmeli ve cezalandırılmalı. Çocuklara ve gençlere gereken eğitim ve hizmet (altyapı, elektrik vs.) verilebilmeli. Eğer siz PKK'nın gençlere ulaşmasına izin vermezseniz onlar da terörist olmaz. Yani gidip Kürt ve Türk çocuklara "Ali ata bin"den önce hepimizin aynı toprağın insanı olduğunu öğretmeniz lazım.
  3. HDP'de aslında Türkiye'deki bütün partiler gibi kendi içinde bölünmüş bir parti. HDP'nin içinde PKK destekçileri olduğunun yanı sıra aslında gayet kaliteli ve düzgün insanlarda var. Yani CHP'de Canan Kaftancıoğlu'nun varlığı gibi burada PKK destekçisi olduğunu gizlemeyen de insanlar var. Devlet HDP'den durmadan birilerini hapse attığını biliyoruz fakat bu hapse gidenler ne yazık ki her zaman iyi seçilmiyor. Yani terör destekçisinin yanında düzgün adamlar da gidiyor. Bunu neden diyorum. Çünkü bizim HDP'yi kapatmak gibi bir şansımız yok. Türkiye'deki Kürtlerin bir çoğu kendilerini sadece HDP'nin temsil ettiğini düşünüyor. Bazı Kürtler HDP'nin PKK'cı tarafını benimsiyor ama çoğu Kürt HDP'nin terör örgütlerini desteklediğini kabullenmek istemez . Çünkü dediğim gibi adam kendisini başka kimsenin temsil ettiğini düşünmüyor ve terörist olduğunu kabullenmeyen secmende terörist değildir, sadece kendini kandırır. Eğer siz HDP'yi kapatırsanız aslında terörle ilgisi olmayan seçmeni bile terör destekçisi yapıp, ülkeyi zor duruma sokarsınız. O yüzden HDP'de iyi bir temizlik yapılmalı. Terör destekçisi adamlar hapse atılmalı, hapisteki bazı düzgün adamlar serbest bırakılmalı ve HDP alternatif, içinde terör sempatizmanı kişilier olmadan, iktidar olmaktan çok koalisyonlarda etkili bir parti olma amacında yoluna devam etmelidir. Yani devlet hapse attığı kişileri düzgün seçmelidir.
Dediğim gibi Kürtleri bu hale direkt biz getirmedik ama düzeltmekte de rolümüz büyük. Bunu bir ağabeyin kötü yola düşmüş kardeşini düzeltmek olarak düşünebiliriz. Ağabey kardeşi düştüğü yol yüzünden aşağılarsa daha kötü hale gelir işler, ağabey kardeşin esrarlarını bulup yok etse kardeş yine gidip alabilir (nasıl başa çıkılmaz 1) ve en önemlisi ağabey kardeşini öl-dür-mez. Bu her şekilde kardeş katli olur. Şimdi diyecekseniz kardeş ağabeyini öldürmeye çalışırsa nolur diye. Buna da şöyle cevap vereyim. Bir sır bozacağım ama Türkiye'deki her Kürt terörist değil. Kürtlerin %15-20'si terörü destekliyordur. Bu size çok büyük bir rakammış gibi gelmesin çünkü bu %20'nin tamamı potansiyel terörist değil. Bunların çoğu Cihangir solcusu, Klavye delikanlısı ve de bizim kahvehane dayılarının Kürt versiyonları. Bu insanları siksen eline silah alıp dağa çıkmaz, destekleri sözde kalır ve doğru bilinçlendirmeyle çoğunu geri döndürebilirsin.
Beyler umarım yanlış anlaşılma olmamıştır. Heleki nasıl çözülmezin 2. kısmında derdimi anlatamamış olabilirim. Neyse uzun uzadıya fikirlerimi anlattığım bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Bir hatam varsa belirtirsiniz, iyi geceler.
submitted by PilotSakirBey to KGBTR [link] [comments]


2020.07.15 22:05 mudosiqer Scarlett Johansson (sex hikayesi değil)(lütfen hepsini okuyun önemli kısım başı değil ortaları)(ciddi)

Ya abi scarlet johanson aşırı taş gibi karı değil mi mükemmel amk oynadığı filmlere demiyorum sadece güzelliği oynadığı filmleri sikeyim ama karadul ne amk marveli de ayrıca sikeyim bütn filmleri bok gibi yok robert downey jr ymiş yarrama bak green screenle iki sikko hareket yapıyo çok başarılı oyuncu harika oyuncu siktirin gidin lan ona bakılırsa necati şaşmaz oktay kaynarca 1000 kat daha iyi oyuncu onlar neden konuşulmuyo çünkü hepiniz pop kültür kölesisiniz bide necati şaşmaz fanları var olum siz mal mısınız tamam çok iyi oyuncu mükemmel oyuncu ama kurtlar vadisinde anlatılmak istenen olayı anlamamışsınız bu adama hayran oluyosunuz dizide diyo ya abi kişiler önemli değil yapılanlar anlatılmak istenenler önemli siz hala racon,havali kamyon arkası sözleri,mafya felan derdindesiniz adamlar size mesaj veriyo sizi sömürüyolar paranızı alıyolar ruhunuz bile duymuyor diyor evet vadinin ilk başları güzel ama asıl önemli olan kısmı SURİYE bölümleri orda size neler olduğunu gösteriyor arkadaşlar her şeyi araştırın ortadoğuda neler oluyor araştırın 1945 te WW2 bittikten sonra amerika ortadoğuyu zorla kontrol edemeyecegini anladı ve 100 yıllık bir plan geliştirdi bundan 10 yıl sonra irandaki kürt gruplara yardım yaptılar ayrıca onlara parayla tuttuğu adamları lider olarak önlerine attılar o zamanlarda çok önemli ve büyük olmasa da 1990 lardaki büyük isyanları başlatan kıvılcımlar bu zamanda atıldı irandan 10 yıl sonra 1965 de ırak a oradaki türkmenler kürtler ve arapları birbirinden ayordılar herkese sen farklısın burası senin memleketin diye ayaklandırdılar keza orda da 65 yılında çok önemli ve büyük isyanlar yoktu ama buda bir kıvılcımdı ondan da 10 yıl sonra 1975 te suriyede şiler ve sünni ler kürtler araplar şunlar bunlar bütün ortadoğu ülkelerinde örgütleri ve ırkları beslediker ayaklandırdılar kardeşi kardeşe düşman ettiler peki ya ondan sonra ne oldu dersiniz tabiki türkiye isterserseniz araştırın bakın TÜRKİYEDE TERÖR VE KÜRT SORUNU 1985 de başladı bu gün tam 35 yaşında sadece bununla da bitmedi konumuz iranda 55 yılında kıvılcımı attılar dedim ondan 38 yıl sonra yani 1993 yılında iranda savaşlar isyanlar akılalmaz derecede büyümüştü tabiki amerika saçma bahanelerle oraya girdi işgal etti savaştı petrollerini aldı insanlarını öldürdü ama çok zorlamadı çünkü büyük ortadoğu projesi için çok önemli bir taş değildi asıl önemli olan ırak ırakta isyanları 65 de başlatmıştı tam 38 yıl sonra 2003 te ikiz kuleleri ve bir takım saçma şeyi bahane edip ırağa da girdi ve orayı yerle bir etti anasını sikti insanların böbreğini aldı oranın petrolünü aldı sikti attı e sonra suriyede ne oldu 75 den 38 yıl sonra tam olarak 2013 te ordaki sorunlar da büyümüştü bütün ideolojiler mezhepler ırklar birbirine düşmandı amerika bu sefer oradaydı suriye bombalandı petrolü emdi insanları sikti attı öldürdü mülteci piçleri buraya geldi peki ya ondan sonra ne olacak sanıyorsunuz TABİKİ 2023 TÜRKİYE günümüzde kürt sorunu patlak vermesi gerekiyordu ama corona virüs sağolsun işleri geciktirdi ekonomi siyaset savaşlar herşey yavaşladı ama buraya adımı yazıyorum bu gün 15 TEMMUZ 2020 ÇARŞAMBA ama göreceksiniz 2021 ve 2022 de türkiyedeki PKK VE KÜRT SORUNU inanılmaz bir şekilde artacak neredeyse iç savaş konumuna gelece sonra ne mi olacak reisin 2023 planları amerikayla anlaşmalar felan falan amerika diyecek bize topraklarınızdaki kaynaklardan verin biz de burada terörtü bitirelim arkadaşlar KURTLAR VADİSİ IRAK filmini izleyin orada olan 2023 ve 2027 arasında türkiyede olanlarla aynı buraya girecekler elinde cebinde silah olan herkesi terorist ilan edip çalışma kamplarına götürecekler organlarını alıp satacaklar toprakta petrol varsa petrol yoksa bor oda yoksa başka bir şey (ne olduğu önemli değil) alacaklar ve ülkeyi bombalayacaklar herkesi öldürecekler ve büyük ihtimalle biz de kaçarız yunanları döktüğümüz denizden yunanların peşinden gideriz avrupaya orda köle gibi çalıştırırlar türk mülteci lafı dolaşır oralarda biz suriyelilere nasıl bakıyorsak onlarda bize aynı şekilde bakacak iğrenecekler yani TÜRKİYENİN KADERİ İRAN IRAK VE SURİYEYLE AYNI 10 ARAYLA BÜTÜN BU ÜLKELERİ ELE GEÇİRECEKLER SİZ SANIYORSUNZUZ Kİ BİZİM AMERİKAYLA BİR SORUNUMUZ YOK BİZİM TOPRAKLARIMIZDA PETROL YOK AMERİKA GİRMEZ AMERİKA BOK GİRMEZ GİRECEK ANAMIZI DA SİKECEK BÜTÜN BU ÜLKELERİN KADERİ AYNI peki amerika bu dört ülkeyi alıp napacak diyorsunuzdur şimdi ne yapacak söyleyeyim mi BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ yani büyük israili kuracak kurtlar vadisinde size bunu anlatmaya çalışıyolar siz hala yok racon yok mafya yok havalı sözler yok süleyman çakır derdindesiniz olum siz salakmısınız peki ben bunu neden size anlatıyorum vatanı kurtarın diye mi hayır ben vatansever bi insan değilim ben türkiyeyi türklüğü düşünmem vatanı düşünmem sadece kendimi düşünürüm bir de bütün dünya insanlarını bunu sadece türkler olarak düşünmeyin afrikada biribirini siken kabilelerden tutun pariste şarap içen ibnelere çinde köpek yiyen piçlerden tutun kübada dizinde puro saran kadınlara ben bütün dünya insanlarının iyiliğini isterim o yüzden size bunu anlatıyorum bu ülkenin kurtuluşu yok bu ülkeyi yarrak kurtarırsınız mustafa kemal atatürk mezarından dirilse bu ülkeyi kurtaramaz sizin kendinizi kurtarmanız lazım türk milletini boşverin onların iq ortalaması 1 amk benim bu yazıyla kurtarmak istediğim insanlar diriliş ertuğrul izleyip televizyona balta atan cahil çomar beyin yoksununu özürlü orospu çocukları değil akıllı zeki ve bu ülkeden kurtulmak isteyen gençlerdir siz diceksiniz nasıl avrupaya gideceğiz paramız yok olum mal mısınız avrupada yerde dilenmek evsiz olmak türkiyede bombalar arasında hayatta kalkmaya çalışmaktan toplama kamplarında işkence görmekten iyidir KAÇIN KURTARIN KENDİNİZİ türk milletini sikeyim onları boşverin şimdiden kaçmak kolay 2023 te kapılar kapanınca napacaksınız acaba lütfen aklınızı başınıza devşirin belki ben bu yazdıklarım yüzünden hapse gireceğim ama bu yazdıklarımı okuyup 2 kişi bile bu ülkeden giderse kendini kurtarırsa benim bu yaptıklarım boşa gitmemiş demektir bu yüzden yazıyorum bunu bu yüzden risk alıyorum yoksa vatansever felan değilim hümanistim zeki insanların telef olmasına içim el vermiyor napıp edip bu ülkeden gitmek zorundasınız yoksa bir mülteci olarak aldenizin ortasında göt kadar bota 30 kişi binmiş bir şekilde gideceksiniz belkide yolda öleceksiniz BENİM YAZDIKLARIM O YILLARDA PAYLAŞILACAK VE İNSANLAR DİYECEK Kİ YENİ YAZILMIŞ BU YALAN UYDURUYOLAR POSTUN TARİHİNİ DEĞİŞTİRMİŞLER FELAN AMA ÖYLE DEĞİL BEN BUNU 15 TEMMUZ 2020 de yazıyorum arkadaşlar her şeyi araştırın her şeyi sorgulayın suriyede ırakta işgal edilmeden hemen önce oranın insanlarının da hiçbir şeyden haberi yoktu tabikide bizimizimkilerin de haberi yok zeka yoksunuysanız olmasın da zaten geberin gidin
NEYSE İŞTE ARKADAŞLAR dediğim gibi scarlet johanson dünyanın en güzel karısıdır öf abi fiziği de mükemmel hani tamam fizik bütün kadın aktörlerde var hatta 3-4 yıl spor yapam gyme giden herkesin olur ama bu karının yüzü de mükemmel neydi millet altın oran mı ney diyordu çok güzel abi ya ama oynadığı filmler bok gibi
EDİT: ikinci bölüm gelecek takipte kalın iyi forumlar
submitted by mudosiqer to kopyamakarna [link] [comments]


2020.05.26 03:30 BABAZOOM TALKAN &CÜRCAN KATLİAMI TÜRKLERİN ARAPLARDAN GORDUGU DUNYA TARIHINDEKI EN BUYUK SOYKIRIM

Türklerin tarih kitaplarında ve arşivlerinde yer almayan ancak diğer milletlerin yazılı tarihinde yer alan iki büyük Türk katliamından biri. Ermeni’ler “katledildik” diyebiliyor. Rumlar “topraklarımızdan sürüldük” diyebiliyor. Ancak Türk gururu “Araplar bizi katletti, zorla müslümanlığı dayattı” diyemez. Talkan ve Curcan katliamları.. Resmi tarihte şöyle bir üfürme var. Türkler Çin ile savaşırken Araplar yardıma gelmiş, bu sırada birbirlerine sempati beslemişler, Türk savaşçılar Arap okçuların yanaklarından makas almış, islamiyeti kabul etmihihihi hoh!. Karşılıklı milletlerin hem fikir olduğu tüm savaşlar gerçek, bir tek Türklerin katledildiği yalan öyle mi? Talkan Katliamı‘nda 100.000 Türk katledilmiştir, bunun yanında 50.000 ‘den fazla türk köle ve cariye olarak pazarlarda satışmıştır. Bu katliam, İslam’ın barış dini olduğunu yeterince kanıtlamış, ayağı kayıp yanlışlıkla arap kılıçlarının üstüne düşen arkadaşlar da olmuş ama dersini iyi alanlar akın akın islamiyet ile şereflenmiştir. Hz. Muhammed’in ölümüyle birlikte insanlığın iktidar hırsı İslam dininde de ortaya çıktı. Mezhep ayrımcılığını kesinlikle reddeden İslam dininin iktidar çatışmaları sebeple mezheplere ayrılması tamamen Arapların eseridir. Eflak Voyvodası Vlad’ın yaptıklarına kin duymayan insan olamaz değil mi? İşte Vlad, Curcan ve Talkanda yaşanan acımasızlığı hayal dahi edemezdi. Ancak gel gör ki İslamı en doğru yaşayan, koruyan ve öğreten millet yine Türk’lerdir. Eğer Türkler müslüman olmasaydı, İslamiyet bugün Arapların etnik dini olmaktan öteye gidemez, olsa olsa en fazla Hindistana kadar gidebilirdi. 1. TARİHİN EN ALÇAK SOYKIRIMLARINDAN BİRİ – TALKAN KIRIMI Buhara’da yaşananlar diğer Türk Beyliklerinde de tesirini hissettirir. Sogd Meliki Neyzek Tarhan şehrinin yok olmaması için Kuteybe ile anlaşma yapar. Anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır.. Ancak bu tarafsızlık ve Türklerin bir araya gelememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istila edip talan etmişlerdir.. İlk saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı esirgeyenler de aynı kırımı yaşadı. Türkler örgütlü olmadığı için Arap’ların işleri kolaylaştı. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptiğı anlaşmada yanlış yaptığını ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir teminat getirmeyeceğini gördü. Üstelik diğer Türk Beylerine de aldattığını anladı. Tohoristan’a döndükten sonra diğer Türk beyliklerine bir mektup yazıp uyarmaya çalışır. İlk pozitif cevap Talkan meliki Sehrek’den gelir.. Tarhan’ın düşüncelerini öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir silahlı güç ile Talkan şehrine doğru yürür.. O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe’nin gelişinden önce şehri terkeder.. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe’nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen nekadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirirler.. Bu kırım o vakte kadar yapılanların en büyüğüdür.. Kuteybe bu kırımı diğer beyliklere ibret olması için yapar.. Kuteybe’nin askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Kilometre.) mesafelik bölümü Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir.. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır. Tüm bunlar hep İslam adına yapılmıştır.. Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer.. erkeklerin çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alır. Daha sonra Kes ve Nesef’de aynı şeyleri yapar. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar. Askerlerin yorgunluk eğlencesi olurlar. Daha sonra Faryab’a yönelir ve Faryab’ın teslim olmasını ister. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar. Erkekleri kavga ederek can verirler.. Tüm şehir yakılır. Araplar bu şehre yakılmış şehir manasında Muhtereka derler.. Kuteybe, Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği kale Bazgis’i abluka eder.. 2 ay müddetle devamlı olarak buraya saldırır lakin bir netice alamaz. Aynı zamanda kış yaklaşır. Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir. Her iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur. Tarhan’ın yanına Muhammed bin Selim ismindeki adamını gönderir. Muhammed ibni Selim Tarhan’ın teslim olması vaziyetinde kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin önerinini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur. Komutanları ile görüşüp önerisi kabul ederler. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, çevresi hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur. Kuteybe aynı zamanda Tarhan’ı hemen öldürmez.. Haccac’a haber göndererek ne yapacağını sorar. Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der. Kuteybe önce Tarhan’ın iki erkek çocuğunu, Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve halkın gözü önünde kestirir. Tarhan’ı da bizzat kendisi öldürür.. Bütün kesilen başlar Haccac’a gönderilir. Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün altında bulunan Harzem bölgesine yürür. Harzem’de Caygan ile Havarizat arasında taht dövüşü vardır. Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar. Önce Havarizat ile çevresindekileri öldürtür. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında tutsak alırlar. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin buyruğu üzerine öldürülürler.
Bu olay, Ziya Kitapçı”nın, İslam Tarihi ve Türkler isimli kitabında aynen şöyle anlatılır ; Bu harblerden birinde, et-Taberi”nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe’ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman’ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir alana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını buyurmuştur. Cebbar, zorba, vicdansız Arap komutanının çevresinin bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten sanki gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır, ”Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış perişan Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir anımsayınız. Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Yalnızca ata bile binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.” Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı öldürür. Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar, halkı kılıçtan geçirir. Harzemli tanınmış Türk bilgini, Biruni Harzem’deki muasırlığın yok edilişini şu şekilde anlatır. “Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, ananelerini savunanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylelikle herşey karanlıklara gömüldü. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi ile ilgili bilinenleri artık öğrenme imkanı bırakmadı. Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür. Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, ama gelen birlikler yolda Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler. Semerkant, abluka edilir. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar. Daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre, 1.Semerkant Araplara her yıl 2.200.000 altın ödeyecektir.. 2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir.. 3.Şehirde Cami yapılacaktır.. 4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır.. 5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecektir.. Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv’e geri döner. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i Semerkant’ın başına vali olarak bırakır. Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar. Ara ara Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler. Haccac Kuteybe’ye Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi direktifini verir. Kuteybe Taşkent’e gider fakat başarılı olamaz. Bu arada Haccac can verir. Halife Velid, Kuteybe’ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler. Kuteybe bu sefer Kasgar’a doğru yola çıkar. Tam Kasgar’ı abluka edecekken Halife Velid can verir, yerine Süleyman ibni Abdülmelik halife olur. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları tarafından 11 yakını ile beraber 716 yılında kafası kesilerek öldürülür. Zira Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir. Taberi Anlatımları Aşağıdaki pasajlar direk Taberinin anlatımından alınmıştır. Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343) Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar. Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yeniden dönüp Merv’e geldiler. Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle bağlaşık idi. Kuteybe’nin geldiğini duyunca kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği zaman hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada sayısız Türk öldürdü. Söylenti odur ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki erkek çocuğunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344) Kuteybe diye konuştu: – Vallahi şayet benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar vakit kalmış olsa bunu cildim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün ) Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi erkek çocukları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler. Hepsi 700 adam idi. Emretti başlarını kesip Haccac’a gönderdiler. (Syf-347) Bu 70 sene süren Türk-arap savaşlarının en ehemmiyetli noktaları ve sonuçları ; 1- 100.000’in üstünde Türk katledilmiştir. 2- 50.000’in üstünde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır. 3- Şehirler yağmalanmış , ganimet diye halkın herşeyi talan edilmiştir. 4- Tüm zenginlikler , tarihi yapıtlar yokedilmiş , yakılmış , yıkılmıştır. 5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan “Talkan Katliamında” 40.000 Türkün kesilerek 24 kilometre yol süresince ağaçlarda sallandırılmıştır.( Tarihte örneği çok azdır.) 6- Aynı şekilde “Curcan Katliamında da esir alınan 40.000 Türk’ün nehir kenarında kafaları kesilmiş , nehrin suyu kıpkızıl olmuş , cesetler yine ağaçlarda sallandırılmıştır. 7- “Teslim olursanız canınız bağışlanacak” sözü hiç bir zaman yerine getirilmemiş , “Şeriat söz tanımaz” denilerek kadın-erkek kılıçtan geçirilmiştir. 8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve talandan çok büyük servet ele geçirmişlerdir. 9- Türkler böyle bir vahşet ve mezalimi Çinlilerden bile görmemişlerdir. 10- Bu tarihi gerçekler “islam etkilenmesin” düşüncesiyle gizlenmekte , söz edilmemektedir. Türkçü politikacılar bile konuyu geçiştirmektedir. Bundan da Araplar nasiplenmektedir 9 Tevbe. 123. Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş hatıranda) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir. Çaygan Kuteybe’den yardım diledi.Çünkü Camhüd meliki her zaman gelip Çaygan ile cenk ederdi.Ve Çaygan’ı gayet incitirdi.Kuteybe Abdurrahman’ı ona yardıma gönderdi.Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü.Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş tutsak aldılar. Kuteybe emretti. Hepsini öldürdüler. (Syf-349-350)
submitted by BABAZOOM to KGBTR [link] [comments]


2020.04.29 21:42 nigalodon ATÖ nedir? ( sorry for Turkish )

Fenerbahçeye FETÖDEN sonra en çok zarar veren ikinci kurum : ATÖ yani Aykutullahçı Terör Örgütü
Örgütün lideri Aykutullah'tır. Kendisi takıma getirdiği dEfAnS fUtbOLu ile daha doğrusu korkak futboluyla, oyunculara da korkaklık aşılamasıyla malum takım gol yiyince dünyanın sonuymuş gibi ayakları titiriyordu , beraberinde sürüklediği ancak 3. ligte oynayabilecek kapasiteli topçularıyla ( bide hepsine 3er 4er yıl kontrat imzalatıp başımıza musallat etti ), Manisanın belediye takımına 3 kere yenilip direkt olarak 2 kupayı kaybetmesiyle ( dolaylı olarak ayrıca süper kupa ), 1 0 öne geçtiği beşiktaş deplasman maçında rakibi ezip maçı çok erkenden koparacağına inatla ceza sahasına çekilip 3-1 geriye düşüp üstüne taç verilmedi diye ağlamasıyla, 2009da Sportif Direktörken Daum'un istediği transferleri yerine getirmeyip Gökhan Ünalı getirip Daum'un yolunu yapmasıyla, bitmek bilmeyen Alex nefreti yüzünden ilk yarıda neredeyse 9 puan fark yemesiyle ( ikinci yarı en azından Alexi saldı da yoketti adam ortalığı ), yine bitmek bilmeyen Alex nefretiyle 15. dakikada 2 0 Galatasarayı yenerken herkesin fark beklediği anda alexi çıkarıp takımı halt varmış gibi geri çekip son anda direkten dönen topla 2-2ye şükretmesiyle, yine Alex nefretiyle Süper finalde Alexi maçın sonuna kadar oyuna almamasıyla ( ki kendisi sakatlıktan çıkmıştı ), üst üste iki Avrupa kupasının da ön elemesini kaybetmesiyle ( PAOK-Young Boys ), Makedonyanın köy takımı Vardara deplasmanda gol bile atamazken ( yine o müthiş üstün korkak futbolu ile ) kendi evindeki maça çıkarken öncelikli hedefimiz gol yememek diyerek gene korkak bir oyunun sinyalini vermesi ve bunu aynen sahaya yansıtmasıyla yine bir ön eleme kaybetmesiyle, 2017de Valbuenayla yaşadığı polemikleriyle bilinir.
Bide Aykutullahın müridleri vardır. Bunlar kulübün içinde zayıflardır ama taraftarların arasına karışmışlardır. En ufak yenilgide, en ufak problemde bunlar Aykutum da aykutum diyerek kafa açmasıyla bilinirler. Taraftarların en bölücüsü bunlardır. Zicoyu getirin Şampiyonlar liginde final oynayıp kaybetsin, sosyal medyada herkes tebrik ederken bunlar yine aykutum da aykutum diye kafa açarlar. Valbuenayı yedek bırakıp Dirar-Aatıf ile oynamanın daha iyi bir seçim olduğunu söyleyip, josed-topal gibi futbolda kendisinden başka kimsenin kullanmadığı aşırı ağır ve defansif olan çift 6 numaraya aşkla bağlıdırlar. Nerede bitmiş tükenmiş kalitesiz topçu varsa onu yüceltmek için sabah akşam sosyal medyada mesai yaparlar.
Aslında bu arkadaşlar Galatasaray özentisidir. Bunlar ister ki bizim de uzun süre kulübün ikonu haline gelebilecek başarılı bir teknik adamımız olsun, Fatih Terim gibi. ( Bu teknik direktör Galatasarayda kulüp kültürü haline gelmiştir ) Halbuki böyle bir şeye hiçbir ihtiyaç yoktur. O yaptı diye sen yapmak zorunda değilsin. Mesela bizde de evimizde oynadığımız derbilerde kaybetmeme ( kaybetse bile çok nadiren kaybetmek) kültürü vardır. Son 30 yıldır bu böyledir. Her kulübün yapısı aynı değildir.
Şu anda teknik direktörümüz yok. Karantina olmasa maçlar devam etse her hafta sosyal medyada TT olurdu Aykutullah ama virüs bizi Aykutullahçıların şerrinden şu anda koruyor. En azından çok sesleri çıkmıyor şu anda.
Aykutullah'ın başarılarına gelirsek 4 sezonda 1 şampiyonluk ( o başarı Alex'in kaptanlığındadır, kendisi 9 puan fark yemiştir ) ve 2 Ziraat kupasıdır ( ikisinde de hep en kıyak kuralar denk gelmiş hatta ilk kupasında son anda Kayseriye gol atıp maçı uzatmalara taşımıştır ve penaltılarda elemiştir. )
Aykutullah'ın kaybettiklerine gelirsek - 2011de Ziraatte Malatyaya elenmek - 2012de Süper Finali Galatasaraya altın tepside sunmak - 2012de Galatasaraya süper kupayı vermek - 2013te ligi yine kaybetmesi ( hadi bu Avrupadan diyelim ) - 2017de Vardara iki maçta kaybedip Avrupadan elenmek ( Dick advocaat önceki sene emenikeyle mbappeli, falcaolu, bernardo silvalı monacoyu eliyordu ki Aykutun elindeki kadro çok daha genişti, istediği transferi yapmıştı) - 2018de Akhisar BELEDİYESPORA hem içeride hem dışarıda yenilerek ( tabii ki üstün korkak futboluyla ) şampiyonluğu Galatasaray'a altın tepside sunarken bide Ziraat finalinde yine o üstün korkak futbolu ile Akhisara yenilerek kupayı yine altın tepside sunmak
Aykutullahın müridlerinden az da olsa subredditimizde de bulunurlar. Size kalkıp Aykutullahı savunmaya kalkarlarsa yaw he he diyip kendi haline bırakın.
submitted by nigalodon to FenerbahceSK [link] [comments]


2020.02.22 13:18 ottoroket123 atalay

evet abi kıskanıyorum bu çocuğu. ben ki 18 yaşımda felsefe diye birşeyin varlığından yeni haberdar olup sikime bile takmamışken bu çocuğun d&r'da yabancılarla nihilizim hakkında konuşması koyuyor bana. biliyorsunuz siz de izlediniz videolarını. el hareketleri hep değişik. cnn'de çıktığı programda babasına sen söyleyecek misin diyor babası söyleyecem diyor kendisi babasının konuşmasını bölüyor. annesi Allah'tan bahsederken bu böyle mikrofona üflüyor kafasını kapatıyor falan. sen kimsin ya. yok efendim çocuklara ilk eğitim olarak ahlak ve terbiye eğitimi verilmeliymiş. aslında haklı yani kendisi annesine seni şöyle alalım demeye cüret edebilecek bir karakter. çocuklar kendi gibi olmasın diye istiyor muhtemelen. okuduğu okulun dezenfekte edilmesi lazımmış, 47 tane öğrenci olursa öğretmen her öğrenciye canım cicim nasılsın diyemezmiş o yüzden tek başına eğitim görmesi lazımmış. spiker ilk nasıl başladı diyor bu ilk yoktur ilkler vardır ben tam birşey veremem deyip lafı geveliyor. eğitim sistemini düzelteceğim diyor, yanlış mı var denilince yanlış var demedim diyor. çok güzel siyasetçi olur zaten cumhurbaşkanı olacakmış. ben 10 yaşımda okulda sınıfda yerde kayıyordum pantolonumu yırtıyordum. indigo çocuk reenkarnasyon abi. geleceğin Atatürk'ü abi yaa. çocuk zeki ama milanın efsane kadrosunu sayamaz. medya popülerleştirdi. sevmiyorum seni atalay kimse sevmiyor zaten sen anne babanın sözünü kesen yıkık bir insansın. senin popüler olmana yarayan tweeti atan adamın tweetini yalanlıyorsun bir nevi yemek yediğin kaba pisliyorsun. hiçbir zaman benim gibi olamayacaksın, ben en az senin kadar zekiyim, boyum 1.90, 95 kiloyum, virgülden sonra boşluk bırakıyorum, anneme saygılıyım, sarışın ve mavi gözlüyüm. sen ise 30 kilo bile olmayan zargananın tekisin. daha ne dediğini bilmiyorsun, bir kere balonsun sen. şimdi bunu okuyan kimse bilmiyor ama bu atakan telefondan hileli shadow fight oynayıp bunu videoya alan, kuzenleriyle sürekli circle jerk mizahı yapan kabiliyetsiz bir çocuk. biliyorsunuz ki zeki insanlar genelde mizahlarıyla da öne çıkar (yani ben çıkıyorum ulan ben zekiyim diyorum 1 saattir, bu çocuk annesiyle unironik dalga geçen bir insan)
şimdi bu yazdıklarımdan dolayı sen 10 yaşında çocukla dalga geçiyorsun o çok zeki yazacak arkadaşlar varsa hiç o güzel parmaklarını yormasınlar İzmiKarşıyaka Gürazlar Caddesi Güneş Apartmanı No 41/7 adresinde bekliyorum sizi 0545 224 1432 hadi bakalım. bu yazdıklarımı inkar eden varsa bana ulaşsın da satırla kafanızı deşeyim baltayla kafanızı ortadan ikiye ayırayım
submitted by ottoroket123 to kopyamakarna [link] [comments]


2019.10.05 09:17 fordcu beyler toplanın motivasyon konuşması yapıyorum.

üniversitedeyken matematiğim çok kötüydü. aslında her zaman kötüydü ama siklemiyordum. üniversite önemli olduğu için siklemem gerekiyordu ama oldum olası matematikle barışamamıştım. matematikten büte kalmıştım ve okulum uzamıştı. mutlaka geçmeliydim. Bir gün babaannem bizdeydi. bizim o kendi evinde tüplü televizyon kullanıyordu. bizim tv leddi. bizde kalıyordu o sıralar ve tvyi açmam için beni çağırıyordu. babanneme tvyi açmayı öğretmeye çalıştıkça ben beceremem sen aç diyordu. halbuki olay çok basitti. öce tvyi açacak sonra da uyduyu açacaktı. kadına bu iki şeyi bir türlü ben almam ben beceremem demesinden dolayı öğretemedim. sonra dank etti kafama. lanet olası tabulardı bizi yıkan. o zaman matematiği başarabileceğimi anladım. yapan nasıl yapıyor ben de becereceğim, ben yapamam demeyeceğim diyordum. sınava iki gün vardı. konulara çalıştım. durmadan çalışıyordum youtubedan da destek alıyordum. sınav günü geldiğinde otobüse james bond edasıyla bindim. kendime özgüven gelmişti başaracaktım. Ben yapamam demeyecektim. o gün iyice özgüvenim artsın diye güneş gözlüklerimi taktım. pantolonumdan tişörtüme varana kadar muhteşemdim. en sevdiğim parmüfü de boşalmıştım üzerime. hoca kağıtları dağıtıyordu. Ben artist artist etrafımı süzüyordum. tırnaklarını yiyenler, başını iki elinin arasına koyanlar vardı. Ben sakindim ve yapacaktım. Hoca kağıdı uzattı, hocaya bunlar da soru mu amk? der gibi bir bakış atıp artistik bir hareketle kağıdı aldım. Hemen başlayım mı diye sordumi bekle dedi. Farketmez dedim, istersen son on dakikada başlıyım. tebessüm ettim, özgüvenim müthiş tavan yapmıştı bunu etrafıma da yansıtıyordum. yan sıradaki arkadaşla göz göze geldim birden. titrek bakışlarıyla beni süzüyordu. çalıştın mı ? yapabilir misin? tarzında suratıma aval aval bakıyordu. esaretin bedelindeki zenci edasıyla ona çalışmak mı? artık asla eski ben olmayacağım tarzında hareketler sergiledim. Her şey çok güzeldi ve resmen anın tadını çıkarıyordum. kafamı diğer tarafa çevirdiğimde başka bir çocukla göz göze geldim. üniversite okuyordu ama burnunda koca bir sümük vardı. o sümüğü görünce yaptığım hataları tekrar gözden geçirdim. onunla yan yana olmamalıydım. Hoca başlayın arkadaşlar dedi. kağıdı artistik bir hareketle çevirdim. Tebessüm ederek baktım sorulara. Herkesi ters köşe yapmak istiyordum. 15 dakikada tüm soruları çözüp tok bir sesle iyi günler dedikten sonra salına salına okulun bahçesine çıkacak, yine artistik bir hareketle sigaramı yakacak ve o diyardan uzaklaşacaktım. sınav nasıl geçti sorusuna ise yine alaycı bir tavırla gülerek beyin bedava diyecektim. Tüm soruları çatır çatır çözüyordum ve planladığım gibi 15 dakikada sınavdan ayrıldım. bu arada sınav testti. hoca verdiğim kağıda hiç bakmadan çevirdi ve masanın üzerine koydu. o an kağıdıma bakmasını çok istiyordum. İyi günler! dedim tok bir sesle. hocanın o sıra bana götü dönüktü. tekrarladım; iyi günler! bu sefer pısırık bir sesle iyi günler cevabını aldım hocadan. yan yan güldüm ona. çıktım dışarıya ve aynı planladığım gibi sigaramı yaktım. giderken de güvenliğe iki adet prestij bıraktım bahşiş olarak. prestij içiyordum ama hayatın sırrını çözmüştüm. bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. bütten 90 almam gerekiyordu sınavı geçebilmem için. Ama sorun değildi, ben zaten 100 alacaktım. iki gün sonra cevapların açıklandığı istihbaratını aldım. bilgisayarımdaki tuşlara alaycı bir tavırla basarak sisteme giriş yaptım. Karşıma çıkan sayfada adımı buldum. Artistik bir tavırla elimi adamın üzerinden sağ tafta notların bulunduğu yere doğru gezdirdim. Notum oradaydı 30 almıştım. O sırada seni oraya hoca yapanaın ta bacınısını sikeyim dedim. Okulum bir yıl daha uzamıştı. amına soktuğumun sisteminde en kötü notu alan ikinci kişiydim. en kötü notu burnunda sümük olan ilyas almıştı. akşam peder götümün orta yerinden sikince kendime geldim. artık çok uysalım. Pöh'ün belasını siktiği pkklıların pöhh muhteşemm, pöhü çok seviyorum dediği gibi bir tavrım var. ondan sonra okul 5 yıl daha uzadı. 2 yıllık okul 7 yılda bitti. Benle aynı yıl tıpa başlayan arkadaşım benden önce mezun oldu. ama her şeye rağmen hayattayım. asla umudunuzu kaybetmeyin!
submitted by fordcu to KGBTR [link] [comments]


2019.09.11 17:10 AhmetYldrm LAPTOP TAVSİYELERİ 2300TL(MX150) - 10.100TL(GTX1070), LAPTOP BAKIMI VE RAM,SSD EKLEMEK

Selam beyler, ben askere gidiyorum kasım celbinde 6 ay olmayacağım yani. Gitmeden önce tavsiye postu açayım dedim ihtiyacı olanlar için. Buradaki laptoplar sadece olabilecek en az fiyata en iyi performans verenlerdir. Oyun odaklı donanım olarak ekran kartı öncelikli seçtim sadece, bunu göz önünde bulundurarak alın. Ayrıca masaüstü bilgisayar alabilecek durumunuz varsa laptop almayın. Laptoplar daha çok seyahat eden, yurtta falan kullanacak olan kişiler içindir, o yüzden boş yere fazla para verip düşük performans almayın. Masaüstü her zaman laptoptan daha iyidir.
-i3 7020u, mx130, 8gb ram, 256gb ssd, hd tn panel, linux, 2.300TL- bu laptop basit ve orta düzeyde grafik isteyen oyunları rahat oynatır. İçinde olan ekran kartı gt 940mx ile aynı güçte, gta 5 i düşük ayarlarda 45-60 fps de oynatır. + ları olarak ekran kartı ram ve ssd si o fiyata çok iyi. - leri olarak cd romu yok yani depolama alanı sadece 1 adet. https://www.gittigidiyor.com/dizustu-laptop-notebook-bilgisayaacer-a315-53-nxh18ey005_spp_63654?id=478176155&utm_source=epey&utm_medium=ocs&utm_campaign=21&utm_content=102155fef01ba82e5f5ad0cc0c9413&utm_term=1774&scxid=14489-197538-2357-0
-i5 8250u, mx150, 8gb ram, 1tb hdd, hd tn panel, freedos, 3.600TL- işlemcisi gayet güzel, oyunlarda sıkıntı yaratmaz. Ekran kartı gtx 950m ile kafa kafaya gider. + olarak işlemci ve ekran kartı bu fiyat için çok iyi - olarak 8 gb ramın 4 gb ı gömülü, 4 gb ı çıkarılabilir olarak geliyor. https://urun.n11.com/dizustu-bilgisayalenovo-ideapad-81de0081tx-i5-8250u-8gb-1tb-2gb-mx150-dos-156-P368469416?cid=700102&utm_source=aff_go&utm_medium=cpc&utm_term=21
-i5 8300h, gtx1050ti, 8gb ram, 1tb hdd, 128gb ssd, fhd ips 144hz panel, linux, 4.900 TL- gtx 1050 olan laptoplarla arasında 300-400 tl olduğu için direkt 1050ti önerdim. Ekranın 144 hz olması güzel ancak 1050ti ile o fps yi alabileceğiniz oyunların sayısı sınırlı. Performansı güzeldir ama giriş seviyesi ekran kartı olduğunu unutmayın. https://www.hepsiburada.com/acer-nitro-an515-52-intel-core-i5-8300h-8gb-1tb-128gb-ssd-gtx1050ti-linux-15-6-fhd-tasinabilir-bilgisayar-nh-q3ley-010-p-HBV00000JT25E
-i5 9300h, gtx1650, 8gb ram, 1tb hdd, 256gb ssd, fhd ips panel, freedos, 5.900 TL- gtx 1050ti ile aralarında yaklaşık 10-15 fps oynuyor. Aralarında ki fiyat farkına değmez diye düşünüyorum ama yinede bütçen yetiyorsa al. https://urun.n11.com/dizustu-bilgisayalenovo-81lk009mtx-l340-15irh-i5-9300h-8gb-256gb-ssd-1tb-gtx1650-P364351553?cid=700102&utm_source=aff_go&utm_medium=cpc&utm_term=21
-i5 9300h, gtx1660ti,16gb ram, 512gb ssd, fhd ips panel, freedos, 7.500 TL- gtx 1060 ile neredeyse aynı fiyatta olduğu için 1060 ı es geçtim. içinde 1 adet m.2 ssd slotu var ve dolu, boşta 1 adet 2.5 inc hdd slotu var, kendi sitesinde bilgi yok ama kasanın açıldığı bazı videolarda kendim gördüm vardı. Kapasiteyi arttırmak için 2.5 inc hdd kullanılabilir. https://www.hepsiburada.com/hp-omen-17-cb007nt-intel-core-i5-9300h-8gb-1tb-256gb-ssd-gtx1660ti-freedos-17-3-fhd-tasinabilir-bilgisayar-7bt12ea-p-HBV00000M5FHK?magaza=Gamers_Arena
-i7 8750h, gtx1070, 32gb ram, 2tb hdd, 256gb ssd, fhd ips 120hz panel, Windows 10, 10.100 TL- normalde buraya rtx 2060 koyacaktım ama aralarında 500 TL fark vardı ve donanım olarak baya öndeydi bu laptop. 2tb hdd ve 32gb ram biraz abartı olmuş ama olsun parasının hakkını veriyor. https://www.hepsiburada.com/hp-omen-17-an106nt-intel-core-i7-8750h-32gb-2tb-256gb-ssd-gtx1070-windows-10-17-3-fhd-tasinabilir-bilgisayar-4ew34ea-p-HBV00000M5FHQ?magaza=Gamers_Arena
2.000TL-10.000TL arası önereceğim laptoplar bu kadar. Bazı laptopların fiyatları arasında 2.000TL-2.500TL gibi uçuk farkların olmasının sebebi uygun laptop olmaması. Yani 5-10 fps için kalkıpta o paraları vermeye gerek yok. Yazdığım laptoplar, yazdığım fiyatları değişmediği sürece en iyi f/p lerdir. Kalite konusunda kötü değiller her ne kadar f/p desem de marka orospuluğu yapmanın alemi yok.(casper ve exper laptoplar hariç) Bütün laptoplar sen güzel kullandığın ve bakımını yaptığın sürece seni yıllarca götürür. He illede f/p değil benim için en kalitelisi olması önemli diyorsan msi in GE serisi laptoplarına bakacaksın. Onun harici laptopların kaliteleri birbirlerine çok yakındır, zaten msi GE serisi fiyat farklarını görünce neden f/p önerdiğimi anlarsın. Önerdiğim laptopların neredeyse hepsinin işletim sistemi olmadığının farkındayım ancak win10 ile gelince fiyatları 400-500 tl arttığı için üreticiler işletim sistemi olmadan satıyorlar. Size tavsiyem internetten key satın alın, geçenlerde gördüm 20-30 tl ye satılıyor keyler.
Gelelim laptop bakımlarına. Yapmanız gerekenler ilk başta zor gibi görünse bile zamanla alışacaksınız baya kolay aslında. Öncelikle yılda 1 termal macun değişimi yapmalısınız. Macun olarak Türkiye de alabileceğiniz en iyi termal macun bu https://www.hepsiburada.com/cooler-master-mastergel-maker-nano-elmas-partikullu-termal-macun-pm-bd805420
11 W/m-k termal ısı iletimine sahip bu macun. Yurt dışında satılan en iyi macun 12.5 W/m-k değerinde. https://www.amazon.com/Thermal-Grizzly-Kryonaut-Thermal-Paste-Conductivity/dp/B07T7DDFVref=sr_1_5?keywords=Thermal+Grizzly+Kryonaut+Thermal+Grease+Paste&qid=1568210080&s=electronics&sr=1-5 (1gram) Aralarında ufak bir fark var o yüzden gerek yok yurt dışından satın almaya. Macunun 4 gram(coolermaster) olduğuna bakmayın yaklaşık 15 kullanımlık var içinde. Termal macunu nasıl uygulayacağınız ve laptop kasasını nasıl açacağınız ile ilgili internette baya video var merak etmeyin. Kasayı açıp termal macunu değiştirmeniz, fan etrafında ve alüminyum yapraklarında olan tozları temizlemeniz yeterlidir. Ancak alüminyum yaprakları temizlerken dikkat edin çok kolay eğilip bükülebiliyor o yüzden silerken çok yavaş olun, sıcak havayı o küçük deliklerden attığı için orayı temizlerken özen gösterin.
Laptopun kasasını açarken vidaları hiçbir zaman aşırı zorlayarak açma-kapama yapmayın. Ben zamanında ilk laptopuma yapmıştım, kasayı her açıp kapatmam da 1-2 vida boşa dönüyordu yani yalama olduğu için işe yaramıyordu. O yüzden sökerken ve takarken doğru tornavidaları seçin ve gereksiz zorlayıp yuvayı bozmayın.
Isı dağıtımı hakkında bazı laptopların ekran kartı ramlarının üzerinde soğutucu bulunmuyor. isteğe bağlı olarak bu ramların üstüne termal ped ve onun üstüne de pasif alüminyum çipset soğutucu koyun. FPS yi etkilemez ama laptop daha uzun ömürlü olur. https://urun.n11.com/sogutucu-ve-fan/ekran-karti-ram-anakart-chipset-pasif-sogutucu-aliminyum-P209469087?gclid=CjwKCAjwtuLrBRAlEiwAPVcZBmnz6VtWrV924V0p-VB7aRqNiNFA5YgZeGfaRWe5Hiiuviv6C29NIBoCjFEQAvD_BwE&gclsrc=aw.ds
Laptop kullanımı ve laptop soğutucuları ile ilgili şunları söyleyeyim aslında laptop soğutucularının %95 i çöp.(fiyatı fark etmez) Çünkü sizin laptopunuzun hava çektiği delikler genelde soğutucunun hava vurduğu yerlerden farklı oluyor ve bu yüzden dış kasayı boş boş soğutmaktan başka bir işe yaramıyor, o yüzden tavsiye etmem. Ayrıca bazı laptop soğutucuları kasanın içindeki hava sirkülasyonunu bozduğu için laptop daha beter ısınabilir bu yüzden alırken ve kullanırken dikkat edin, illede alacaksanız laptopun altındaki fan hava çekiş delikleri ile aynı yerde olmalı hava üflediği yerler.
Soğutucu olmadan laptop kullanacaksanız eğer laptopun zemini düz ve sert olmalı, dizüstü denildiğine bakmayın sehpa veya masa tarzı yerlerde kullanılmalı laptoplar. Çünkü yatakta, yorganın üstünde, üzerinde örtü olan sehpada vb. kullanıldığı zaman kasanın altındaki fanın hava çektiği küçük delikler kapanır ve cihaz gereksiz ısınma yapar. Hatta bundan 2-3 yıl önce kuzenim halının üstünde laptopla oynadığı için yakmıştı cihazı.
laptoplara ram eklemek isterseniz satın almadan önce mutlaka laptopu açıp içinde kullanılan rama bakın aynısı yada aynı değerlere sahip bir ram alın çünkü bazen ikisi aynı anda takıldığı zaman pc açılmıyor. Bu olay benim başıma geldi ve ramı iade edip takılı ramın aynısından almak zorunda kaldım, iade süreçleri biraz sürdüğü için canınızı sıkabilir. Ayrıca bazı laptoplarda ram anakarta gömülü bir şekilde geliyor yani çıkartılamaz. Örneğin 3.600 TL ye önerdiğim 2. laptop olan lenovo nun 4gb ramı çıkartılabilir ama 4 gb ramı anakarta gömülü bir şekilde geliyor. Bu tür sıkıntıları yaşamamak için ramı almadan önce açıp bakmanız gerekiyor eğer uyumlu değilse iade süreçleri uğraştırır.
Ssd eklemek isterseniz eğer ve fazladan slot yoksa basit bir aparat ile fazladan hdd/ssd yuvası açabilirsiniz, tabi laptopta cd rom varsa. Örneğin 3.600 TL ye önerdiğim 2. laptop olan lenovo ya ssd eklemek isterseniz yapmanız gereken önce cd romu söküp(1 vida ile bağlı laptopa, sökmek için kasayı açmaya gerek yok) cd romun kaç mm olduğuna bakmanız gerekiyor. 2 tip cd rom var, slim(9.5mm) ve normal(12.7mm). Ölçtükten sonra sizin cd rom un kalınlığına uyan bir ssd kızağı almanız gerekiyor. (örneğin 12.7mm için https://www.hepsiburada.com/appa-sata-12-7-mm-ssd-harddisk-kutusu-kizak-pm-bdsarf3895672 , 9.5mm için https://www.hepsiburada.com/platoon-sata-9-5-mm-ssd-harddisk-kutusu-kizak-pm-HB000001YXNS ) aldığınız kızağa hdd yi koyup, hddnin olduğu kısıma ssd yi takmanız gerekiyor çünkü cd romlar genelde sata2 ile çalışır hızları düşüktür, hdd nin asıl olduğu yer sata3 ile çalıştığı için ssd yi oraya takmanız gerekiyor. Eğer tam anlamadıysanız bu konu ile ilgili baya video var aslında işlem çok kolay.
ssd olarak tavsiyem eğer bütçeniz varsa samsung almanız. laptopun kendisinden daha uzun ömrü olacaktır muhtemelen. 310 TL, 250gb https://urun.n11.com/tasinabilir-disk/samsung-860-evo-250gb-550mb-520mbs-sata3-ssd-mz-76e250bw-P364818040?cid=700102&utm_source=aff_go&utm_medium=cpc&utm_term=21
bütçeniz yoksa f/p arıyorsanız bunu tavsiye ederim. Samsungla yarışamaz belki ama rakiplerinin en iyisi. 145 TL, 120gb https://www.hepsiburada.com/gigabyte-120gb-500mb-380mb-s-2-5-sata3-ssd-gp-gstfs31120gntd-p-HBV00000GWJXB?magaza=Hepsiburada&utm_source=pc&utm_medium=epey&utm_campaign=c&utm_content=HBV00000GWJXB&utm_term=c&wt_pc=epey.c.c.c
Eğer eski laptopunuzda wifi kartı yavaş veya sorunlu ise yada bluetooth u yoksa aliekspressten bunu satın alabilirsiniz, ama almadan önce kendi laptopunuzda olan wifi kartı girişi ile attığım kartın girişine dikkat edin, genelde standarttır ama bazen wifi kartları anakarta gömülü olabiliyor veya girişleri farklı olabiliyor. https://tr.aliexpress.com/item/33011783594.html
Laptopla alakası olmayan ekstra bilgi; eğer oyunlarda yüksek ping alıyorsanız ve düzelmiyorsa sorunu modemden kaynaklı olabilir. İSS lerin verdiği modemler genelde leş gibi olur bu yüzden ben 2 yıl önce asusun 400 500 tl lik modemini almıştım. Geçen ay garantiye yolladım kendi kendine internet kopuyordu ve ttnet bizden kaynaklı değil diyordu, sorun modemdeymiş yollayıp para iadesi aldım. Sonra modemleri baya bir araştırdım günlerce ve bir sonuca varamadım çünkü hepsinin bir sorunlu tarafı vardı. Biri ısınıyordu birinin çipseti sik gibiydi biraz türk forumlarında gezdikten sonra anladım ki fiyatı yüksek olanlar makyajı güzel yapılmış bok gibi modemler. airties 5650 aldım 2. el 100tl ye, pingim hiç olmadığından düşük oldu. Üstüne birde bittorrent desteği var asusun o yarak gibi torrent indirme programı gibi hatalar vermiyor. Modem olarak size tavsiyem ya airties 5650 veya 5760 almanız. Tabi üretimi olmadığı için 2. el alacaksınız fiyatları 2. el 100-200 tl arası gidiyor alırken dikkat edin bittorrent özelliği olması lazım çünkü ttnetin dağıttığı yarak gibi modemlerde bittorrent yok, sadece para ile satılan modemlerde o bittorrent oluyor. Eğer farklı bir modem almak isterseniz de mutlaka çipseti broadcom olsun, Türkiye de en dengeli çalışan bu.
Önerilerim ve rehberim bu kadar arkadaşlar kafanıza takılan sorular olursa konu altına yazın veya mesaj atın fark etmez cevaplarım.
submitted by AhmetYldrm to KGBTR [link] [comments]


2019.09.05 17:00 Ferhatkale Plaza çalışanı

sabah 6'da ayaktadır. isminin içinde can geçen her berkecan gibi enerjik şekilde yataktan fırlar. güne başlamak için en iyi saattir gündoğumu. ilk olarak limonlu ılık su içer, sonra gider sağlıklı ve lifli bokunu tuvalete bırakmak ister ama yapamaz.
"cesaretin büyük kısmı, o korkutucu şeyi daha önce yapmış olmaktır"
tekrar klozete oturur, ıkınır ıkınır ıkınır. gözlerini kapar ve boku ister, çağırır onu.. ve evren o'nu ona getirir: kahverengi çocuğunu havuza atar. bir daha bu kadar çok keten tohumu yememeye karar verir.
aynaya bakar ve evrenin ona hazırladığı yeni fırsatlar içeren yeni güne gülümser.
"dünyada girmeyi dilediğiniz değişikliği siz kendinizde gerçekleştirmelisiniz"
bu kez sinek kaydı yapmaz traşını, dudağın altında küçük bir şeytan sakalı bırakır.
maili açar ve şirketin stajyer çıtırlarından melis'in beğendiği iletisine tekrar bakar feys'te: "özgüdümlememizi en çok etkileyen şey, çevremizdeki koşulları nasıl görmeyi seçtiğimizdir, çünkü hiçbir şeyi olduğu gibi görmeyiz. her şeyi kendimiz nasılsak öyle görürüz. dünya, kendi yarattığımız bir arenadır."
omlet ve portakal suyundan oluşan kahvaltısını tam bitirmeden saate bakar ve yerinden fırlar. işyerine giren ilk kişi olmanın onu ofis direktörünün gözünde nasıl yücelttiğinin farkındadır.
metrobüste 100'lerce kahvaltı etmemiş, dişlerini fırçalamamış insanın arasında sıkış tepiş mecidiyeköy'e gider. mecidiyeköy'den bindiği metrodaki çok daha modern insanları, şık giyimli işkadınlarını, ingilizce konuşan beyaz tenli insanları görünce mutlu olur ve içinden tekrarlar:
"birlikte olduğunuz insanlar yaşamınızı değiştirirler. sinik insanlarla bir aradaysanız, sizi de kendileriyle birlikte aşağı çekeceklerdir"
iyi bir semtte oturmanın artılarını düşünerek plazaya girer.
her daim enerjik, zamanının çoğunu işyerinde topluca yapılacak aktiviteleri düzenleyerek harcayan, sürekli gülümseyen, karşılaştığı herkesin elini kırarcasına sıkan biri olduğu için ofisine çıkması 15 dakika sürer.
bilgisayarının başına oturur, hayatı boyunca çalışsa yüzde birini bile biriktiremeceği paraların yönetimiyle ilgilenmeye başlar. "25 yıllık ev kredisinde her yıl 1 aylık mola(o ay bankaya taksit ödememe) hakkı" projesi ona aittir. bu sayede net maaşı 1200'den 1432 tl'ye çıkmıştır. üniversite biteli 4 yıl olmuştur, askerlik aradan çıkmıştır, kpss'ye giren arkadaşlarının aksine o özel sektörde kolayca yükselebileceği bir işe girmiştir.
melis'in mailine bira içen köpek fotoğrafı yollar. melis de ona " çk ii yhaa :)))))" yazıp yollar. melis'le bir şeyler olabilir.
ilk kahvesini bitirdikten sonra masaüstündeki araba fotoğrafları klasörünü açar ve bu yıl sadece on adet üretilecek bentley marka otomobilin fotoğrafını klasöre atar. o klasör onun ışığıdır.
"mucizelere inanmayın. onlara güvenin."
54 yıl çalışıp hiç harcamazsa satın alabileceği arabalara bakar ve onları büyük bir tutkuyla istemenin ne kadar önemli olduğunu düşünür.
direktörü görmesiyle klasörü kapatması bir olur. direktör onu görünce baş parmağıyla okey işareti yapar ve direktörün ona bu sıcak selamını gören ofis arkadaşı canberk'in gözlerinden kıskançlık taşar.
yaklaşık 3 saat hiç kalkmadan çalıştıktan sonra yağ oranı %50 azaltılmış bisküvisi ve 2. kahvesiyle yarı açık çatı katına çıkar. amacı sigara içen melis'le karşılaşmaktır. melis oradadır. kendine kendine sessizce "eğer bir kadınla konuşurken çok sıkılan bir erkekseniz kendinizi bir sohbette hayal edin. kendinizi güvenli, akıcı bir sekilde konuşurken görün. konuştuğunuz kişinin sizi ne kadar dikkatle dinlediğini ve sohbetinizden zevk aldığını görün. size gülümsediğini görün, kendinizi başarılı görün, başarılı olacaksınız!" der.
ve melis'e önceden ayna karşısında 50 kere falan tekrar edip prova yaptığı şu cümleyi ses tonu hiç değişmeden söyler: "haftasonu bi çılgınlık yapıp abant'a gidelim mi benim arabayla(babamın arabayla)? bu mevsimde orası çok güzel olur."
melis gözlerini kaçırıp geriye doğru hafifçe 1 adım atar ve haftasonu için ailesiyle programı olduğunu söyler.
beden dili konusunda okuduğu kitaplar berkecan'a "y.rrağı yedin olm" demektedir.
"o zaman yarınki boat show'a gidelim mi? sana 5 yıl sonra alacağım tekneyi göstereyim" der.
melis bu kez "murat'la başka bir planımız vardı." der.
melis sevgilisi murat'ların ne kadar tehlikeli olduğunu bilen berkecan hemen gülümser ve şirket içi dedikodularla melis'i eğlendirmeye çalışır. melis hemen eğlenir.
yenilmişlik, hayal kırıklığı ve öfke duygularıyla feys'e girer ve profil resmi olarak bol güneş gözlüklü geçirdiği tatilden fit bir plaj fotosu koyar anasayfaya. açıklama kısmına "marmariisssss 2011 yaz :))))" yazar. murat'ın göbekli ve kel bir 30 yaş üstü doktor olduğunu biliyordur.
gelen mailleri kontrol ederken bu ayki kredi kartı ekstresini fark eder ve spor salonu aidatı, abant çılgınlığında yaptıkları kahvaltının üç basamaklı tutarı, yoga kursunun taksidi, aldığı orijinal parfümün 7. taksidi ve şirketçe kafayı dağıtmaya gittikleri kenan konserinde melis'e ısmarladığı içkilerin toplam tutarını görür. gözleri dolar. babasından bu ay da para istemek zorunda kalacaktır. boğazına oturan yumruyla çantasından küçük defterini çıkarır ve son yazdığı maddeyi okur:
"çincede kriz konseptinin yazılımının iki karakterden oluştuğunu, bunlardan birinin risk diğerinin de fırsat olduğunu biliyor muydunuz?"
internet bankacılığını kullanarak 2.000 liralık birikimiyle aldığı hisse senetlerine bakar ve onları satıp parayı, büyük bir patlama yapacağını new york'ta çalışan arkadaşından öğrendiği şirketin kağıtlarına yatırmaya karar verir.
araba fotoğrafı klasörünü açar, 10 saniye boş boş baktıktan sonra korkuyla kapatır.
direktör ofise girip "arkadaşlar toplantı saati geldi, lütfen 15 dakika içinde salonda olun" der.
berkecan ayağa kalkar, dağcılıktan gelen çeviklikle salona doğru koşarken direktörün yanına gelen melis'i görür. melis ve direktörün flörtsel konuşmalarına bakarken dikkati dağılır, sorumsuzun tekinin yere düşürdüğü kahve fincanına basar, ayağı kayar ve kafasını steril beyaz ofis masasının köşesine geçirir.
beyni yere akmaktayken ofis arkadaşı canberk onu ayfonunun kamerasına çekmekte, melis ağlamakta, direktör ambulans çağırmaktadır.
toplantı iptal edilir. canberk önce feys'ine ":,((((" yazar, sonra da youtube'ta videonun kaç kez izleneceğini düşünerek ağır ağır metroya doğru yürür.
submitted by Ferhatkale to kopyamakarna [link] [comments]


2019.07.21 01:19 ecemayd İnternet görgü kuralı mı, o ne ola ki?

Normalde hepimizin bildiği, derste özellikle üzerinden geçtiğimiz, gündelik hayatla çok da farklı olmayan bu kurallar neler? insanların özel hayatlarını ifşalamama, hakaret, argo, ecnebilerin "hate speech" adını verdiği nefret suçundan uzak durma ve daha akla gelecek onlarca kural. Peki, sorulduğunda herkesin az çok cevaplayabileceği bu yazılı olmayan evrensel kurallar, neden gündem oluyor? neden istatistiki verilere bakıldığında bu kuralları "umursamayan" kimselerin varlığı, bizi bu konuda tartışmaya, hatta lisans dersi olarak öğrencilere öğretmeye itiyor?

Kabaca bakıldığında, tüm insanlığın büyük ölçüde zamanını alan, dijitalleşme adını verdiğimiz, zamanında Amerika'dan tüm dünyaya yayılmış bu internet denen zamazingonun aslına bakarsanız "gerçeklikten" pek de bir farkı yok. aksine, aynı benim şu an yaptığım gibi çeşitli nicklerin altından, insanlara anonim "konuşabilme" hakkı tanındı. akıllara gelebilecek her konu hakkında sayfalarca içerik ve yorum üretilmesine izin verildi. Bana kalırsa bir ülkenin genç nüfusunun internette nasıl vakit geçirdiğine bakarak o ülkenin "güncel" davranışları ve kültürel değişimleri hakkında birçok yorum yapmak mümkün.

İlerleyen satırlarda sebebini anlayacağınızı düşündüğüm bir örnekle konuya devam etmek isterim.

"Harajuku."

Tanıdık geldi mi? Harajuku Japonya'da bulunan bir yer. Genellikle gençlerin "absürt" ve marjinal kıyafetleriyle ünlenmiş, abartılı makyajlar, giyimler, yaşam tarzlarıyla tüm dünyanın ilgisini çekmiş, programlara konu olmuş bir yerdir Harajuku. İnsanların ne yaptığını, neden kendilerini "olağanın dışına" çıkarmak istediklerini, o makyajların, "shitpost'ların", kara mizahların, yapılan tüm "normal dışı", olmaması gereken şeylerin arkasında neler anlattığını, bu gençlerin gizliden gizliye neyin çığlığını attığını işitebiliyor musunuz? daha doğrusu, bunun sebebi pek tabii bilinirken, neden aynı tas aynı hamam devam ediyor?

İki kitlesel nitelikte nükleer saldırıdan, savaştan sonra, yapılan bir araştırmaya göre Japon gençliğinin amerikan kültürünü yaşamaya çalıştığını, kendi baskıcı, amiyane tabirle darlayıcı kültürlerini reddettikleri yadsınamaz bir gerçek ve bu gerçek, üniversite çağındaki bazı japon gençleri, iş hayatına başlayana dek absürt, marjinal yaşama itmiş; iş hayatına girdiklerinde ise sanki hiç kendisi değilmişcesine gerçek bir beyaz yakalıya dönüştürmüştür. O birkaç seneyi, nefes senesi olarak görmelerine sebep olmuşlardır. Amerika kendilerine çok büyük zararlar vermesine, ulusunu büyük sıkıntıya sokmasına rağmen beklenmedik bir şekilde amerika sempatizanlığı, kendi kültürünü kısmen reddedip "ummarsızlaşmaya" itmiştir.

Amerika demeyelim şimdi. Ama bu örnek size bir fikir verdi mi?
Hepimiz tuşlu telefon zamanlarını hatırlayacak yaştayız, zira burayı bir çocuğun okuyacağını sanmıyorum. sizler Nokia telefonlardaki "snake" oyununa gelmişken, çok değil bir üst jenerasyon, evet evet anne babalarınız savaşı, yokluğu, bir mektubun 3 ayda gittiği, öldüğü akrabalarının haberini alamadıkları, daktiloyla kayıt tutulan, sobayla yaşanan, teknolojik bir şeyin olmadığı, eşitlik denen kelimenin bugünkü kadar lügatta olmadığı, nightmare modda idame ettirilmeye çalıştıkları bir hayattan birden dokunmatik telefonların, saniyeler içinde ulaşmak istediği kişiye görsel ya da işitsel bir şekilde ulaşabildikleri bir dünyaya geldiler.

siz de öyle. ama hikaye hiçbir zaman sizdeki kadar kolay olmadı onlar için.

lütfen düşünün, elinizdeki telefonla, şu anda bu yazıyı okuduğunuz o ekranla, akla gelebilecek her türlü bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Her şey, ama her şey hem görsel hem de işitsel yolla harmanlanıp önünüze konuyor. Beyniniz adeta Amerikan askerlerinin yediği hiçbir boka benzemeyen, doğal demeye bin şahit olan MREs (Meals Ready to Eat) ile tüm ömrünü geçiriyor, kendisi hiç uğraşmıyor. Düşünün, sadece instagram'da, 30 dakika içerisinde maruz kaldığınız veri akışı, facebook'a girdiğinizde maruz kaldığınız veri bombardımanına nasıl uyum sağlayacaktı bu zavallı olduğu kadar puştluğun kitabını yazmış beyinlerimiz?

Cevap basit. Canlıların yaşam boyu sahip oldukları enerji kısıtlıdır. Hele insanoğlu için bu daha da büyük bir krizdir. Çünkü insan beyni korkunç seviyelerde "enerji tüketir". Bu sebeple de elde etmek istediği şeye en kısa yoldan, en az efor sarf edeceği yoldan giderek ulaşmaya çalışır. Bedenimiz de aynı ama bu başka günün konusu. lol.

Beyninize altın tepside, tamamen hazır binlerce veri sunuluyor, beyninizin "efor harcamasına" izin verilmiyor. Siz de yavrum benim, balıklama dalıyorsunuz. hemen kızmayın, ben de dalıyorum. Sonuç olarak hayatının büyük çoğunluğu dijitale bağımlı hale gelmiş küçük, hantal pislik haline geliyoruz.

Bağımlılık, zaman geçirme isteği, ve kimsenin niyeyse oldukça sıradanlaştırdığı ama Santralistanbul'dan Navajo Reservations'ta bir kabileden adamla anında görüntülü konuşma sağlayabileceğiniz, onlarca yıl önceki verileri, burnunuzu karıştırdığınız odanızda okuyabilmenizi sağlayan bu korkunç teknoloji, cevabını da cümle içerisinde verdiğim üzere gençlerin "lan böyle bir şey de varmış" çıkarımına varmasına, önceki jenerasyonlarından çok daha çeşitli kültürü, goygoyu, hayat tarzını, özellikle de gelenekleri görmesine sebep olmuş, eskilerden daha çok şey karşılaştırabilme, ve bir sonuç çıkarabilme imkanı sunmuştur. ps: özellikle de, kendilerini istedikleri gibi bir insan haline getirebildikleri bir dünyanın kapısını açmıştır.

Bir sürü hayatı görmüş, hayatın kendi yaşadığı boktanlıktan ibaret olmadığını anlamış, çok daha farklı yaşayan akranlarının olduğunu görmüş, kıyaslama yetisine istemsizce önceki jenerasyonlarından daha fazla maruz kalmış, hatta şu saniye içerisinde de, ecnebi yapımı olan ve pornografiden politikaya her konunun konuşulabildiği, her milletten insanın yorum yapabildiği bu siteye maruz kalıyorlar. kendi boktan hayatlarında, boş vermeyi seçiyorlar. Aklınıza gelebilecek her konuyla dalga geçmeye başlıyorlar. Gelenek mi? sikmişim böyle geleneği diyebilme haddini, annesinin çocuk halinden daha fazla bulabiliyor. E bu kadar çeşitliliğin bulunduğu ortamda, yaşadığı yerden, ülkeden, ailesinden, en trajik olanı ise geleceğinden ve kendinden vazgeçme noktasına gelmiş gençler kim takar Yalova kaymakamını modunda, istisnasız her şeye saldırmayı seçiyorlar. Çünkü kolay, çünkü nick arkası var, çünkü Thor Browser var bulunamam (büyük goygoy, bulunursunuz arkadaşlar yapmayın), aha tam da buradan çıkma laf olan "because i fuckin can!" mantığıyla her şeye saldırıyorlar. çünkü Nijerya başbakanına bile bire bir ulaşabildiğiniz, imkanların sınırsız olduğu bir platformdan bahsediyoruz. evet, her şeyi yapabileceklerini düşünüyorlar, özel hayata tecavüz edip binlere, milyonlara mağdurun özelini paylaşıyorlar, ağızlarından salyalar akıta akıta, tüketebildikleri her şeyi tüketmeye çalışıyorlar görmemiş gibi. işin trajikomik tarafı ise evet, görmediler. :)

sırf gündeme o geldi diye binler tarafından soluksuz bir linç furyası başlıyor, sevgilisinin terk etmesini sindiremeyip kafasına pompalıyla sıkan, kendini öldürmeyi beceremediği gibi milyonları bu görüntüye canlı yayınla maruz bırakan tipler türüyor.

Din, dil, ırk, kültür, gelenek, adap, edep, kimsenin sikinde olmuyor. çılgınca bir salça olma durumu hakim. gençler mutsuz, gençler kendilerinden vazgeçmiş. Maslow'un İhtiyaçlar hiyerarşisi'nde ilk, hadi ikinci basamakta kalmış, daha yukarı, estetik ve haz level'ını görmeden ölüp gideceğinin farkında olan bir insandan internette ya da gerçek hayatta görgü kurallarını umursamamasını bir realite olarak kabul etmek, ve hiç de basit olmayan, dünyayı şimdi geçelim, ülkede çok daha major bir problem ve üstüne düşülmesi gereken bir sorun olarak görmek, ve bu konu hakkında temel çözüm arayışına girmek en doğru hamle olacaktır zannımca.

kendinden vazgeçmiş biri çevresini umursamaz. çünkü kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. dilediği gibi pislikleşebilir, görgü kurallarını yoksayabilir, çünkü yapsa da, yapmasa da elinde olan şey koca bir sıfırdır. Önemli olan, önce aile ile başlamak üzere, dijital platformlarda da uygulaması gereken görgü kurallarını, edep, ar kurallarını sindirip, başkalarının özgürlüğünü baltalamayacak, hayatına salça olmayacak, nefret suçu işlemeyecek kadar meşgul etmek ve nasıl çocukla iletişime geçerken onun seviyesinde konuşmamız gerekiyorsa, gençlerle de onların dilinden konuşup psikolojilerini, dahası halen oluşma aşamasında olan, ergenliğin son demlerindeki kişiliklerini yontmanın, bilişim suçları departmanından daha etkili bir sonuç vereceği inancındayım.

sonuna kadar okuyan dostlarımın şimdiden gözlerine sağlık. umarım ortak görüşlerin yakalanabildiği bir metin olmuştur deyip, yarın tez yazmaya devam edeceğim gerçeği altında ağlayarak ayılı yastığıma sarılıp uyumaya çalışacağım efenim.

saygılar.
submitted by ecemayd to PUB204 [link] [comments]


2018.11.17 10:51 jchillbruh Fikret Orman - Beşiktaş Divan Kurulu Thread

Fikret Orman: "Zor bir dönemde yönetime geldik ve zor süreçleri geçirdik. Bu süreci hep beraber yaşadık. Ben Beşiktaş'ı Dolmabahçe Sarayı'ndan almadım, adliyeden aldım. Feda ile başladık, gelişimleri birlikte yaşadık."
Fikret Orman: "Yatırımlarımızı 'Beşiktaş' markasını büyütmek için yaptık. Her seferinde söylüyorum, tüm tartışmalar Beşiktaş menfaati içindir. Beşiktaş'ın dengeleri huzur üzerine kuruldu ve bu huzur bize lazım."
Fikret Orman: "Karar almıştık, taraftar da 'Fenerbahçe maçına çıkmayın, gerekirse 10 yıl şampiyon olmayalım' denilmişti. Şimdi ne oldu da böyle sloganlar atılmaya başladı. 'Yönetim bu takım senin eserin' deniliyor. Şampiyon olan, başarı yakalayan takım bizim eserimiz değildi."
Fikret Orman: "Şimdi gelelim 'Para nerede?' konusuna. 3 ay öncesine kadar 'Ekonomiyi Fikret Orman'a teslim edin' ve 'Cimri başkan bonservis vermiyor' denirken nasıl bu duruma geldik?"
Fikret Orman: "Bizde bir pusu kültürü var. İlk defa bunu burada görmedik. Olimpiyat'ta bir maçta 70. dakikada 2-1 öne geçtik, tribünler boşalmıştı. Feda dönemizde boş tribünlere oynadık biz. Ne oldu da bu durumdayız?"
Fikret Orman: "Burada önemli işler yaptık. Bunları yaparken de herkesin itibarını aldık. Gösterdiğiniz saygıya layık olmaya çalıştık. Gencecik çocukları kamuoyu üzerinden yönlendir, bir Beşiktaş düşmanlığı ortaya çıkaralım düşüncesi var."
Fikret Orman: "Hiçbir zaman taraftara oynamadım, şirinlik yapmadım. Beşiktaş'ın menfaatleri doğrultusunda doğru olan şey neyse onu yapmaya çalıştım. Ben bu ailenin reisi isem, kendi çocuğuma bakmam lazım."
Fikret Orman: "Beşiktaş'ta iktidar mücadelesi yapılır. Beşiktaş'a aday olunması gerekir. Her seferinde anlattım, icraat yapan insan hata yapabilir. Yıldırım Demirören'e kaybettikten sonra 7 yıl boyunca 1 taraftarla temasım olduğunu gördünüz mü?"
Fikret Orman: "Şu andaki Beşiktaş takımına bir bakalım; kaleci Şampiyonlar Ligi'nde oynamış, stoper Dünya Kupası'nda, Gökhan'ın nasıl olduğunu biliyorsunuz, Adriano, Barcelona'dan. Caner, Medel, Tolgay, Oğuzhan hepsini biliyorsunuz."
Fikret Orman: "Pusu kültürü neyi bekliyor? Beşiktaş kötü gitsin de ortaya çıkalım. Beşiktaş'ı karıştırarak bu işler olmaz. Biz buralara tırnaklarımızla kazıyarak geldik. Bir daha Beşiktaş'a Süleyman Seba'ya olanları, Serdar Bilgili'ye olanları yaşattırmayacağız."
Fikret Orman: "Aday olan varsa çıksın gelsin."
Fikret Orman: "2019'un mayıs ayında adayım ben. Gelin aday olun. 'Fikret Orman temsil edemiyor, biz şöyle yapacağız' diye söyleyin. Taraftara oynamayın."
Fikret Orman: "Beşiktaş'ın kaptanına 30. dakikada bağırmak hangi kültürümüzde var? Love, penaltı atarken bağırmak hangi kültürümüzde var? Sivas karşısında 2-1 iken 'Sivas, Sivas' diye bağırmak hangi kültürümüzde var?"
Fikret Orman: "Beşiktaş'ın parasıyla ben ve yönetimim uçak değil, drone bile almadık. Varsa faturası göstersinler. Yalanlar.."
Fikret Orman: "Biz bir aileyiz dedik. Zamanında birlikte olduğumuz kişilerin şimdi nerelerde toplantı yaptıklarına da hakimim."
Fikret Orman: "Beşiktaş takım uçağı gidiyor, içi boşsa parasını verir binerim. Hiçbir taraftar grubuna bilet verilmedi. Yıldırım Demirören yönetiminde para aklandı denildi, o paralar kimlerin cebine gitti?"
Fikret Orman: "Eskileri konuşmayayım, yeni bir sayfa açalım dedim. Para getiriyoruz, gelir elde ediyoruz ve suçlu oluyoruz. Dert nedir? Derdiniz ne?"
Fikret Orman: "Yeni bir moda var, 'Pankartı asan çocukları aldırttı' diye söyleniyor. O çocuklara kızmıyorum ben. Sordum onlara biri tornacı, biri üniversite öğrencisi, diğerleri de öyle. Soruyorum, siz deplasmana gidip pankart yapacak paraları nereden buldunuz?"
Fikret Orman: "6 senelik süreçte toplam gelirimiz 2 milyar 627 milyon TL iken, giderimiz 2 milyar 411 milyon TL."
Fikret Orman: "Genç nüfusa anlatamıyorum ben. Onların söyledikleri 'Santrfor al, onu al, bunu sat' gibi sözler. Onların derdi okula gittiğinde muhabbet etmek. Biz de geçtik o yollardan. Para nasıl ödenecek diye düşünülmüyor."
Fikret Orman: "Bu duruma ben getirmedim. Kulübü aldığım noktayı biliyorsunuz. 6 sene şampiyonluk olmasın deseydim, küçültmeye gitseydim ne olurdu?"
Fikret Orman: "Cumhurbaşkanı'na teşekkür ettim. Çünkü o süreçte bize çok destekte bulundu ben de teşekkür ettim. Benim otelim var, evet. 2010 yılında yaptım, başkan değildim o dönem. Arazinin üzerine çıksam hırsız olacağız biz herhalde."
Fikret Orman: "Elinde bir şey olup da çıkıp konuşmayan namerttir dedim. Daha ne diyeyim? Mayıs ayında genel kurul var. Şu anda bunları yapanlar kim ise, ki ben biliyorum. Onları günü gelince açıklayacağım. Gelin, aday olun."
Fikret Orman: "Ben buradayım arkadaşlar. İşin asıl amacı genel kurul öncesi böyle haberler, pankartlar, medyada paylaşım. Ne kazandı Beşiktaş kulübü yapılanlardan? Rakiplerimizde çok kötü günler daha geçirenler var. Böyle şeyler oluyor mu?"
Fikret Orman: "Pusu, kahpelik işidir. Gelin burada yüzleşin. Hakkınızı helal edin."
submitted by jchillbruh to besiktas [link] [comments]


2018.08.08 20:38 sercianartist Lise Tercihleri Saçmalığı 2018

Bu sene kardeşim (14) Lise Geçiş Sınavına (LGS'ye) girdi. %9'luk bir başarı dilimine girdi. Ortaokul Başarı Puanı (OBP) 92. Ve şuan açıkta kaldı.
Evet arkadaşlar size bu seneki inanılmaz tasarlanmış Lise Tercih sisteminden bahsetmek istiyorum belki aranızda merak edenler ya da bizim gibi mağdur olanlar vardır elimden geldiğince size bazı açıklamalar yapmayı deneyeceğim. Şimdi şöyle ki bu sene tercihler 3 farklı grup altında yapılabiliyordu. İlk olarak LGS puanıyla yerleşmeye hak kazananlar nitelikli liselere yerleştirilecekti ki bu da yaklaşık %10 ve üstündeki öğrencilere hitap ediyordu. İkincisi kayıt alanında bulunan okullara dayalı bir tercihti üçüncüsü ise yatılı okul tercihleriydi. Tabii biz %10'un üstünde olduğumuz için girebiliceğimiz liselerden ümitliydik ve bu seneki taban lise yüzdeliklerini ve puanlarını beklemeye karar verdik. Dershane ile görüştük açıklanacağını belirtti beklemeye devam ettik. En sonunda açıklanan şey belli bir tabanlama sisteminin bu sene olmayacağı bu sene sıfırdan başlanacağıydı yani artık nereyi bizden yüksekler yazar bir fikrimiz yoktu ya da nereye yazamayız. Yine de tercihlerimizi oluşturabildiğimiz maksimum bilgiyle oluşturduk ve 5 nitelikli 5 konuma göre tercih yaptık (maksimum tercih sayısı bu kategorilerdeki) kardeşimi yatılı bir okula göndermek istemediğimiz için üçüncü tercih listesinde bir okul ise yazmadık. Bu sıra tekrar dershane ile görüşme sağladık ve kardeşimin gerek sınav puanın gerek okul puanın yüksek olmasından dolayı endişeye gerek olmadığını belirtti. Tercih sonuçlarımız 30 Temmuz günü sabahtan açıklandı. %10 ve üstünün girebiliceği diye belirtilen nitelikli liselere kardeşim için kontenjan kalmamıştı. Yine de bizim çevremizdeki güzel okullar için de ümidimiz vardı sonuçta kardeşimin OBP'si de 92 idi. Tercihler açıklandığında ne yazık ki orada da açıkta kaldığımızın sonucuyla karşılaştık sebebi ise atamaların bu şekilde ilerlemesi ; Adres Kayıt Alanı , Okulun Kayıt Alanında , Okulda Bulunma , Tercih Sırası , OBP Aralığı (evet direk OBP değil, aralık buna da değineceğim.) , Devamsızlık Aralığı , Doğum Tarihi . Biz çevremizdeki en iyi okulu 1. tercihimiz olarak yazmıştık tabii ve daha sonraki okulları da gerek bize yakınlığına gerek daha önceki senelerde başarılarına göre dizdik elimizden geldiğince. Tercih listemizdeki okullara son giren öğrencilerin profillerine ulaşabildiğimiz bir linkten (https://eokulyd.meb.gov.tSinavIslemleri/BasvuruIslemleri/MYS/SNV00216.ASPX) neden diğer öğrenciler girerken kardeşim girememiş diye kıyaslama yapmaya başladım. ÇEvremizdeki en iyi okul diye bahsettiğim bizim 1. tercihimiz olan okula son giren kişi ile kardeşimin profilinin ilk 6 maddesi uyuşuyordu fakat son giren kişi kardeşiminden 22 gün küçük olduğu için tercih edilmişti ve kontenjanlar dolmuş. Bu sırada tabii bu çocuğun puanı kardeşiminkinden iyi mi bilemiyoruz çünkü OBP aralığında gözüken değer (80-100) gibi 20 farkla 5 kategoriye indirilmiş yani diploma notu 81 olan biri ile 99 olan biri arasında hiç fark yok. Neden olmadığı hakkında hiçbir fikrim de yok yani direkt OBP'ye bak abicim neden aralık atıyorsun ?! Sonra tabii dedim ki eee en iyi okulu sadece 22 gün yaşla kaçırmışız diğer okullara niye giremiyoruz ? Biz bu okulu en üste yazdığımız için diğer tercih sıralamalarımız düştü tabii mesela bu okuldan sonraki en iyi okulu biz 2. tercihimize yazmış olduk teknik olarak ve bu okulu yazmadan direkt diğer okulları yazan öğrencilere öncelik verildiğini farkettim çünkü tercih sırası yerleştirmede diploma notundan önce geliyor. Terchi ettiğimiz diğer okulların kıyaslamalarına bakarken bir başka öğrencinin 3. tercihi olan okulun (bizim 4. tercihimiz) OBP aralığı 60-80 olmasına rağmen bizim yerimize girdiğini gördüm. Tercih sırasının puandan önemi olmasının saçmalığını sindiremediğim için MEB'i aradım ve onlara sordum. Bana gayet lakayıt bir şekilde isterseniz dava açın diyip uzatmadılar durumu. Ailem şuan kardeşimin başarısının sonucu olarak açıkta kalmasının stersini yaşıyor ve kardeşim onları bu halde görünce bana harpa gidiyim abi rahatlasınlar demeye başladı, 14 yaşında bir çocuk bunları düşünmek zorunda kalıyor ne için ?! Doğru düzgün bir yerleştirme sistemi olmadığı için, mantıklı açıklamalar olmadığı için, kimsenin takip edemediği sistem değişikleri yüzünden.
submitted by sercianartist to Turkey [link] [comments]